Gezgin

Zamandan, mekandan kaçmak uzağa
Muhtemel, mümkün mü cevap aramak
Nefesin yetmezken koşmak çerağa
Gerçek olmasa da serap aramak

Gizler ulu orta, can sere serpe
Korkular heyula, umutlar körpe
Endişe kök salıp, sarmadan sarpa
Kurtuluş muştulu kitap aramak…

Gün koşar zevale müthiş bir hızla
Bağlar törpülenir sitemle, nazla
Soğur hava, gökler kaplanır buzla
Bir umut sevgiye türap aramak

Muvakkit, nerede o mevud nefha
Esmiyor, asırlık şu hazin safha
Lazım olan yalnız bir ânlık reha
Otlu yolda harap bitap aramak

Bitaraf, bihaber koysaydın mâdem
Neyi bekliyorsun, dolsun mu vadem?
İrkilmez olacak hani iradem
Kanı saçılmamış mihrap aramak

Muhyi, senin sıran değil mi hâlâ
Adın olmadı mı şimdi de ilâ
Hakkıyla görün de dağılsın bela
Kolay mı dehlizde sevap aramak?

Sarp kayalar ardı, sürer mi sabrın
Rakip beni tahrip ederse yarın?
Artık insaf et, pür merhamet sarın
Başlı başına bir azap; aramak

Işık ölgün, gönül epeydir bezgin
Duyulmasa nefes alınmaz ezgin
Nereye gidecek daha küs gezgin
Sevgine değmez mi Çalap; aramak?

Yusuf Özcan

Reklamlar

Yusuf Özcan

Dehrin Kanunu

Bir zamanlar gurbet saydığı şehre
Gurbetlik çekene, rastladım bugün
Bilmiş gidişatı, almamış behre
Kalmış aşinasız altında göğün

Basmaz olmuş evi bile bağrına
Ne dost, ne akraba etmemiş zahmet
Ayrıksı sayılmak, gitmiş ağrına
Düşünmüş, üstüne sinmemiş töhmet

Bırakmış efkarı, dalmış seyrine
Dehrin kanunudur, deyip yürümüş
Bırakmış tartmayı; doğru, eğri ne
Kâşane yolunu otlar bürümüş

Uzun uzun söyler sandım, yutkundu
Odanın sadesi, sözün kısası
‘Kanaat’ dediği şerbeti sundu
Dedi ‘nasip’, değil ayak kirası

Yusuf Özcan

View original post

Erdi Sonunda

Yücesin derdi ya, ermezdi aklı
Doldurdu bir kaba erdi sonunda.
Borçsuzdu, uçan kuş  da alacaklı
Oturdu hesaba, erdi sonunda.

Bilir anlamazdı hakikatini
Bir vermeyen, verse milyar katını
Karşılamaz kaçan bir rekâtını
Bir hiçliğe çaba erdi sonunda.

Sabrın yüce, gezer bunca bihaber
Kaldı mı katında tek bir muteber?
Kollandıkça inkâr, kayboldu Rehber
Cümlemize veba erdi sonunda.

Göklerden ahvale ağladı İlyas
Bakmadın, yüzüne yer ederken yas
Anladı gerini sabrından kıyas
Yıllar oldu heba, erdi sonunda.

Yapılandan asla etmez şikâyet
Pamuklardan kılıç dövdü eziyet
Demirden ruh bilmez hiç teslimiyet
Kıl boyun kasaba erdi sonunda.

Sabrın yaşatmıştı, varken duacı
Encamı zalimin ölüm ilacı
Altına gömdüler nehrin Haccac’ı
Ol kudret türaba erdi sonunda.

Yücesin derdi ya, ermezdi aklı
Doldurdu bir kaba erdi sonunda.
Borçsuzdu, uçan kuş da alacaklı
Oturdu, hesaba erdi sonunda.

Yusuf Özcan

suleymanagabaydili.jpgGel Artık

Belki ayrılığı yanlış anladık
Belki de kalplerin hilesi zaman
Vakti bir yerinden kırıp gel artık
Bir kaç mevsim getir hatıralardan

Say ki geceleyin hiç ağlamadık
Ve beni yollara salıp gitmedin
Gittiğin akşamı alıp gel artık
En kırık yerine bırak kalbimin

Bil ki her şey tamam, biz yarım kaldık
Yüreğim vurdukça eksiliyorum
Kayan yıldızları bulup gel artık
Artık bu geceyi çekemiyorum.

Gör ki,rüyaların altında kaldık.
Bize kapısını örtmüş şehirler.
Bütün gemileri yakıp gel artık!
Benim yalnızlığım sana da yeter!

Süleyman Ağa Baydili

necipfazil

Nefs

Geceler toprağa benimle inmiş.
Kasırga benimle kopmuş denizde.
Sanırım vebâlı elim gezinmiş,
Çürüyen ağaçta, hasta benizde.

Cinnet, şüphe, korku, benim eserim;
Sıcak kalbinizde gizlidir yerim,
Bir kurdum ki, sizi hep diş diş yerim
Ve gezerim her gün elbisenizde…

Necip Fazıl Kısakürek

Aslan Yatağı

I

Elden gelmez, güç yetmez, dile kaldı
Gittin, yüzsüz sütüne hile çaldı.
Örfü bilmez, yakışmaz yeri alan
Gem vuramaz heceye geri kalan.
Sitaresiz geceye sabah derler,
Bizden çıkmaz mı yine agâh erler?

 

II

Bir sayılır kapımda alçak, yüce
Gelsin yeter, yâr benden, ağyar benden.
İster gündüz uzasın, ister gece
İkisi de kendini sayar benden.
İlmi vardır; incinmez kalın, ince
Nabza göre şerbete ayar benden.

 

Yusuf Özcan

 

Soluver Gitsin

Atmaya yetmezse bir adım gücün
Dur, olduğun yerde kalıver gitsin!
Nefretle doluysa çocuk yüreğin,
Hayır gelmez senden soluver gitsin.

Bir selama bile yüzün kalmamış
Madem söyleyecek sözün kalmamış
Sönmüşsün bir parça közün kalmamış
Savrul bir avuç kül oluver gitsin.

Gözünde yanıyor hâlâ aynı hırs
Bunca aldatıldın almadıysan ders
Doğru sözüm sana geliyorsa ters
Belanı bir daha buluver gitsin.

Mülhim

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

Yerim Demir, Göğüm Bakır

Kalemim adını yazdı her yere
Yokluğunda şiir, şiir üstüne.
Şiir kaybedenin mabedi, evi
Akar kalbe zehir, zehir üstüne.

İnsan yaşayamaz aşksız, sevdasız
Kazananlar gezer tozar tasasız
Köşeye çekilir sessiz, sedasız
Yaratırız nehir, nehir üstüne.

Gel bu hayat böyle… böyle yürünmez
Bu yük ömür boyu böyle sürünmez
Olmadığın yerde umut görünmez
Yerim göğüm bakır, bakır üstüne.

Yusuf Özcan

 

karakoc

Bırakın Kalsın

Çok’ta kederlenir, ‘az’da gülerim
Ustura ağzında düşüncelerim..
Deliliktir belki.. bırakın kalsın.

Doğan her bebeğin hakkı var bende
Öğütülen benim her değirmende
Ne sonu, ne ilki…bırakın kalsın.

Sevdam büyüdükçe dünyam dar olur
Zamandan çıktığım zamanlar olur
Ve öyle güzel ki.. bırakın kalsın.

Saatler ya geri, ya hep ileri
Kıran yok hileli terazileri
Umutlar ırakta.. bırakın kalsın.

On bin’lerle sohbet on bin nafile
Dönmüyor toprağa giren kafile
Öfkeler yürekte.. bırakın kalsın

Ne yarım tam yarım, ne bütün tamam
Yolcular anlamaz, ben anlatamam
Tren son durakta.. bırakın kalsın.

Gelir beni yakar suya düşer kor
Düşünen baş çekmek, dert çekmekten zor
Kutsaldır bu yara.. bırakın kalsın.

Dursun ayazına uyandığın kış
Dursun ki şevk ile sürsün bu yarış
Lüzum yok bahara.. bırakın kalsın.

Yıkılır, yırtılır her kalın perde
Hesaba çekilir dünya mahşerde
Yazın şu duvara.. bırakın kalsın.

Abdurrahim Karakoç

Şiir kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Uyandım Sorulara

Bu sabah soğuk yüzümü kesiyor,
Güneyden nasıl karayel esiyor,
Mevsim mi döndü, kış mıydı bu şehir?

Ben başkasıyım, burası başka il?
Binlerce yüz var, hiç tanıdık değil,
Hep böylesine boş muydu bu şehir?

Matem havası ürküttü mü canı
Nasıl değerlenir eskinin bir anı
O gülmeyince loş muydu bu şehir?

Sevinç ezgisi verdi, ilk, dilime
Sonra ruhumu etti lime lime
Başa açılan iş miydi bu şehir?

Asırlar geçti düşeli bu ağa
Madem kimsem yok, çıkmam ben sokağa.
Şimdi mi ağyar, dış mıydı bu şehir?

Saat Kulesi, şu çınarın yanı
Her köşesinde neşe, güzel anı
Sahi eskiden hoş muydu bu şehir?

Gülüşler sıklet, zihnimi eziyor.
Caddelerinde anılar geziyor.
Benim kurduğum düş müydü bu şehir?

Yusuf Özcan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

yahya-kemal

Gece

Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürükledik sularda

Bir yolda parıldayan, gümüşten,
Gittik… Bahs açmadık dönüşten.

Hulya tepeler, hayal ağaçlar…
Durgun suda dinlenen yamaçlar…

Mevsim sonu öyle bir zaman ki
Gaip bir musikiydi sanki.

Gitmiş kaybolmuşuz uzakta,
Rüya sona ermeden şafakta…

Yahya Kemal Beyatlı

 

English translation of the poem :

Night

As Kandilli flowed through sleep’s first quarter,
We dragged moonlight along in the water.

We walked on silver the moon made glisten;
We did not speak and we din not listen.

The hills were spectral, dreamlike were the trees…
Slopes stood stil in pools that listed no breeze…

Time seemed to be locked with a year-round key
Closed in music invisibility

Our disappearance fades where we have gone;
Before it concludes, our dream is at dawn.

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Işık Düşünce

Işık düşmeyince üstüne rengin
Siyah mı beyaz mı pek anlaşılmaz.
Kâfi ve de doğru ışık düşmezse
Çok mu koyu, az mı pek anlaşılmaz.

Kararını bilen usta el olur
O elin değdiği taş heykel olur.
Haddinden ziyade yağmur sel olur
Rahmet mi maraz mı pek anlaşılmaz.

Yusuf Özcan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Yusuf Özcan

Gerçeğin Yüzleri

Bildiğin kırıntı, eğip bükerek
Kabuktan içini bildim diyorsun.
Bir de bizden dinle, kaç yüzlü gerçek
De yüzde kaçını bildim diyorsun.

Bir melun yüzünden halka bakma kem
Peyk olup düşmana, bildim diyorsun
Ne kadar bulansa güzeldir ülkem
Aldanıp yabana bildim diyorsun.

Bir küçücük rüzgâr kaldırır tozu
Şu karanlık günde bildim diyorsun
Sayma haremiyi, satılık yozu
Büyütüp gözünde, bildim diyorsun.

Yusuf Özcan

View original post

Yusuf Özcan

cst

‘Bir Bayram Yemeği’

Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde.
Anam, babam gibi kardeşlerim de,
En güzel dalgınlığında ömrün.
Beni gurbette sanıp
‘Keşke gelseydi bu bayram’
Diyecekler.
Ve birdenbire yürekler,
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak,
Öldüğümü hatırlayarak.

Cahit Sıtkı Tarancı

View original post

Yusuf Özcan

Srebrenitsa

Karşımıza bin yıllık kinle geçtiniz, gördüm
Atalarınız güzel söz bırakmadı mı hiç…

El bağlı masumlara kurşun saçtınız, gördüm
Merhametten yana bir cüz bırakmadı mı hiç…

Siz yine bir oldunuz, kanlı haçtınız, gördüm
İslam milletlerinde ‘biz’ bırakmadı mı hiç…

Şehitlerin üstüne basıp geçtiniz, gördüm
Ayağınızda kanlar iz bırakmadı mı hiç…

Susadınız ve kandan alıp içtiniz, gördüm
Vicdanınıza ateş, köz bırakmadı mı hiç…

Mezarlarımızı da toplu açtınız, gördüm
Hırsınız ovamızda düz bırakmadı mı hiç

Bizi katledip hangi yöne kaçtınız, gördüm
Tarih terekecide yüz bırakmadı mı hiç…

 Yusuf Özcan

View original post

Yusuf Özcan

Takip

Dünya küçük, benden kaçma istersen
Gittiğin her yerde güneş ben varım.
Geceye sığınman, kurtuluş sanma
Yine üzerinde mahveş ben varım.

Yok benim hızımda henüz bir icat
Anla artık benden imkansız ricat
Boşuna kimseden dileme necat
Direnme, gerçekle yüzleş; ben varım.

Aklına getirme öte tarafı.
Hatırla, nasıl ki fethettim Kaf’ı
Cennete sızarım deler arafı
Tamuda kükreyen ateş ben varım.

Mülhim, Sf. 155

Yusuf ÖZCAN

View original post

Ylmaz-Odabasi

Teğet

herkes kırılamaz
bazen ipince dal olmak gerekir
kırılmak için
Ama dünya kütüklerin…

ağlayamaz herkes
ağlayabilecek kadar büyümek gerekir
Dünya ise küçüklerin…

sevemez herkes
bir orman olmak gerekir sevmek için
Bak ki dünya çöllerin…

Ve vakur bir damla olmak
dalga için
katılmak okyanusa aşk için, isyan için!

Yılmaz Odabaşı

 

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

 

Yusuf Özcan

bertolt-brecht

‘Göçmenin Sitemi’

Ekmeğimi kazandım ve tükettim sizler gibi.
Bir doktorum ben, doğrusu: bir doktordum.
Saçlarımın renginden mi şeklinden mi burnumun
Bir gün evsiz barksız ve aşsız kodular beni.

Bir yastıkta yedi yıl kocadığım kadın
Yanağımı yanağına elimi kucağına vererek
Kurtuldu benden gerekçe göstererek
Siyah saçlarımı önünde yargıcın.

Ben ama geçtim geceleyin bir ormandan
(Yanlış bir anne tarafından doğurulmuşum)
Bir ülke arayarak dışlamayan bizleri.

Fakat hangi kapıyı çalsam
Utanmaz diyerek çevirdiler geri
Ben utanmaz değil: mahvolmuşum.

Bertolt Brecht

View original post

Yusuf Özcan

attila

Umumi Istırap Şarkısı

heveslendik bulutlara selam ettik
rüzgarlı bir tepeden
bulutlar nasıl da aşina çıktı bize
kalbimiz yorulmuştu saadet beklemekten
ya sabır diyerek neler çektik
neler çektik sevgilim sinemize

yine indi akşamlar
duvar diplerinden gözleri bağlı adamlar
mapusane çesmesi yandan akıyor yandan
efkârım var
çiçekli bir dal gibi dünyamız güzel ama
kör olmuş gözlerim kör olmuş ağlamaktan
harp girdi bir tanem benim kanıma
çilek rengi bir sabah
dizi dizi bembeyaz mumlar gibi asıldık
biz yüzlerce bigünah

bense körüm gözlerim ölüm gibi karanlık
ben papatya gözlü kız genelevde sermaye
alıştım tütün gibi vücudumu vermeye
ben sarhoşum anam da şarap babam da şarap
ben üç aylık terkedilmiş insan yavrusu
başımızın altına yastık olmuş ıstırap
biz fakir fukara evsiz ocaksız
yangın yerleri ve arsalar dolusu
ya sizler ne zaman içmekten bıkacaksınız
mısralarını yok pahasına satan şair
meyhanelerde meyhanelerde kan kusan ressam

neden karmakarışık böyle ömrümüz
kimseler bulamadı derdimize çare
bilinmez ki nedir kimdedir…

View original post 19 kelime daha

Yusuf Özcan

63371

Mihriban – 3 (Beklemek)

Sarıca düzünde bir yığın toprak
Sulanır her sabah gözyaşlarımla
Mihriban, Mihriban uyan da bir bak
Hasret düğüm düğüm ak saçlarımda

Ardıçlı dağlarda gene ay doğar
Akasya gölgeleri delik deşik
Bir pınar ağlar akşamdan sabaha dek
Yapraklar sallanır, ışıklar söner

Büyüdükçe büyür içimde bir ben beklemek
Öksüz kaldı, yem döktüğün kumrular
Çiçeklerin boynu bükük, bahçende
Mihriban Mihriban düşsüz uykular

Çıban çıban sızlıyor ah bende
Seneler yollardan izini sildi
Cebimde resmin kaldı bir tek
Bekletti, meğerki ulviymiş yaşamak

Ne güzel derdik seninle beklemek
Güneş gene doğup gene batıyor
Yüzüme serdiğin saçların hani
Şimdi karyolanda eller yatıyor

Vefasız aynalar unuttu seni.
Dertler beni oylum oylum yakıyor
Her şey yalanmış, bilmeden gittin
Kaderin bağrında doğdu bir gerçek
Mihriban Mihriban ölümden zormuş
Ben de bilmezdim, beklemek ..

Abdurrahim Karakoç

View original post

Yusuf Özcan

İyi Gitmeler

Ömrümün baharında nasıl bir rüzgar esti?
Yolların sonu hiçe dayandı bugün, yazık.

Gitseydin ya usulca, geldiğin gibi yine
Çarpıp çıktın, ölüler uyandı bugün, yazık.

İçten değildi demek, sözlerini süpürdün
Benimle kalan yalnız sayendi bugün, yazık.

Pişmanlık yok, davrandım düşündüğüm gibi ben
Parçaladığın kendi hülyandı bugün, yazık.

Bak, ben yine adını hayırla yad ederim
Giden, geçmişini ‘yok’ sayandı bugün, yazık.

Şayanter vardır elbet, sanatı tebliğime
Giden, sözlerimi ilk duyandı bugün, yazık.

Suçum neydi, sen neden nezaketi unuttun?
Gönderdiğin çelişen beyandı bugün, yazık.

Nadiren karşılaştık, havalardan konuştuk
Bahanen ‘ısrarıma’ isyandı bugün, yazık.

Sana çıkarsız, dostça sunduğum muhabbete
Mukabelen haksız bir ziyandı bugün, yazık.

Yaprak sararır, düşer; yaş bırakmaz yerinde
Kopuşun düşmanlara şayandı bugün, yazık.

Gitseydin istediğin yere, saygı duyardım
Veda şeklinle hissim çok yandı bugün, yazık.

Kargalarla sohbete git de vaktini harca
Çiğneyip de geçtiğin aşiyandı, hoşça kal.

#Mülhim sf. 30

Yusuf ÖZCAN

View original post

Baba Düşünce

Cellât, senin değerini bilmezler
Sen sadece adaleti sağlarsın
Kati hükmü sonucuna bağlarsın
Kütüğüne başlar boşa gelmezler.

Vazifesi almak ıslah olmayanı
Vahim hata işlemese kulları
Bu yükü hiç taşır mıydı kolları
Kötü müdür ferahlatır mekânı.

Baba vardır; evladını hazırlar
Ve meyvesi üstün olur kendinden.
Baba vardır; bir de çalar şevkinden
Doğru yapan evladını azarlar.

Kalksın engel oluyorsa çerağa
Belki oğlu çıktığında gölgeden
Bir can olur hayranlığı hak eden
Zalim baba varsın dönsün toprağa.

Hata ile kutlu başlar eksilse,
Kışı ölüm sanır aklı fakirler.
Filizlenir er geç doğru fikirler
Sürgün verir yine başı kesilse.

Yusuf Özcan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Yusuf Özcan

attila

‘Belki Gelmem Gelemem’

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Attila İlhan

View original post

Yusuf Özcan

Nagehan

Ne vardı elinde, ne vardı söyle?
Hayatıma değdi ikiye böldü.
Olamazdım artık eskisi gibi,
Bir yanım dirildi bir yanım öldü.

Gözümde değersiz oyuncaklarım,
Birden oluverdin yoğum ve varım,
Olsa da yenilgi bütün bir kârım,
Bir yanım ağladı bir yanım güldü.

Ben sende keşfettim solmayan rengi,
Yalnız sende buldu ömrüm ahengi,
Bıraktım kılıcı, boş verdim cengi,
Bin yıllık emeğim nasıl küçüldü…

Var eden bakışın hudutsuz farkı,
Şevkinle işledi şiirin çarkı,
Hayat buldu bende hicazkâr şarkı,
Yakinen gamzene bir ruh gömüldü.

#Mülhim sf. 6

Yusuf ÖZCAN

View original post

Yusuf Özcan

Temenni

Yağmaya kapımı açtım, buyurun
Mevcuttan geriye bir iz kalmasın.
Faş eyledim O’nu kalmadı oğrun
Hepsini götürün, biraz kalmasın.

Ferdayı karanlık görmemek için
Dümdüz edin O’nu, çiğneyin geçin
Heykelini yontup durmuşum hiçin
Yıkın, inancımda maraz kalmasın.

Artık dönüşü yok, bu kesin karar
Sizlere kâr olsun ettiğim zarar
Mümkünse bu türlü maziden firar
Dünler bugünüme uymaz, kalmasın.

Yalana karıştı, gitti doğrular
Birikeni birden çaldı uğrular
Başımı kemirip durur ağrılar
Kurtarın, fikrimde çıkmaz kalmasın.

Yusuf Özcan

View original post

Yusuf Özcan

Gölge Düşünce

Uzamada gece, karanlık derin
Naza çekti güneş, hava da ayaz
Kurt kuş uyur, kalkma yokken haberin
Döver camı, güz bu, rüzgârı haylaz

Açma telefonu, yerin sıcaktır
İyilik için bu saatte çalmaz
Sokağa koşma, dur, belki yasaktır
Köprüler havada, daha açılmaz

İri gözlerinden dökmeseler yaş
Böyle yapmasalar, yayılmasa tez
Bilirler, düşersin yola canhıraş
Sabahı beklese, nedendir garez

İstemez gölgesi düşsün, sadığın
Yine gülsün o yüz, parlasın o göz
Görüp göreceğin dilsiz bir yığın
Rücu etti, göklere savrulmada töz

 Yusuf ÖZCAN

 

View original post

Bilgisayar şiir yazabilir mi?

Videoyu İzle

(Türkçe altyazı seçeneği var)

Bir sorum var. Bir bilgisayar şiir yazabilir mi? Bu kışkırtıcı bir soru. Üzerine bir dakika düşünürsünüz ve birden şu soruları elde edersiniz: Bilgisayar nedir? Şiir nedir? Yaratıcılık nedir? Ancak bunlar insanların bütün ömürleri boyunca yanıtlamaya çalıştığı sorular, tek bir TED konuşmasında değil. Bu yüzden farklı bir açıdan bakmamız gerekecek.

Burada iki adet şiir görüyoruz. Birisi bir insan tarafından, diğeri ise bilgisayar tarafından yazıldı. Hangisinin hangisi olduğunu söylemenizi istiyorum. Hadi deneyelim:

Şiir 1: Cici Sineğim / Senin yaz oyununu / Benim düşüncesiz elim / Temizledi sildi. Ben değil miyim / Bir sinek senin gibi? / Veya sendeki sanat değil / Benim gibi?

Şiir 2: Biz hissediyoruz / Aktivist hayatınının izinde / sabahları / Görmek için durur, Papa iğreniyorum / Bazı geceler başlamaya / büyük aksi şeye (…)

Pekâlâ, süre doldu. Şiir 1’in insan yazımı olduğunu düşünenler el kaldırsın. Tamam, birçoğunuz. Şiir 2’nin insan yazımı olduğunu düşünenler el kaldırsın. Çok cesursunuz, çünkü birincisi insan olan şair William Blake tarafından yazıldı. İkincisi ise bir günlük Facebook akışımdaki dili kullanan bir algoritma tarafından yazıldı ve birazdan açıklayacağım yöntemlere göre şiiri algoritmik olarak yeniden üretti. Başka bir test daha deneyelim. Okumak için çok süreniz yok, bu yüzden içgüdünüze güvenin.

1. Şiir: Aslan kükrer ve köpek havlar. İlginç / ve etkileyicidir kuşun uçup / kükremeyişi ya da havlamayışı. Hayvanların büyülü hikâyeleri hayallerimi süsler ve şarkısını söyleyeceğim eğer / yorgun ya da bitki olmazsam.

2. Şiir: Vay! kangurular, altınlar, çikolatalı gazozlar! / Çok güzelsiniz! İnciler / mızıkalar, çiğdeler, aspirinler! Bütün / konuştukları bu şeyler (…)

Pekâlâ, süre doldu. İlk şiirin insan yazımı olduğunu düşünüyorsanız elinizi kaldırın. Tamam. Ve ikinci şiirin insan yazımı olduğunu düşünüyorsanız elinizi kaldırın. Yaklaşık yarı yarıya bir dağılım var gibi. Bu seferki daha zordu.

Yanıta gelirsek, ilk şiir 1970’lerde oluşturulan Racter adlı bir algoritma tarafından üretildi ve ikinci şiir ise benim en gözde şairlerimden biri olan Frank O’Hara adlı biri tarafından yazıldı.

Biraz önce yaptığımız şey, Turing testinin şiire uyarlanmasıydı. Turing test ilk olarak bu adam, Alan Turing tarafından, 1950’de şu soruyu cevaplamak için önerildi, bilgisayarlar düşünebilir mi? Alan Turing şuna inanıyordu; eğer bir bilgisayar bir insanla kişinin bilgisayarla mı yoksa insanla mı konuştuğunu anlayamadığı bir ustalıkla metin tabanlı iletişim kurabildiyse, o zaman bilgisayarların zekâsı olduğu söylenebilir.

2013’te arkadaşım Benjamin Laird ve ben İnternet’te şiir üzerine bir Turing test oluşturduk. “Robot ya da değil” adında bir test ve gidip kendiniz de oynayabilirsiniz. Ancak esasen oynadığımız sadece bir oyun. Size bir şiir sunulur, insan ya da bilgisayar tarafından yazıldığını bilmezsiniz ve tahmin etmeniz gerekir. Binlerce insan internette bu testi yaptı, böylece sonuçlar elde ettik.

Peki, sonuçlar ne? Turing şöyle demişti: Bir bilgisayar birini insan olduğuna dair %30’u kadar kandırabilirse, o zaman zekâ bakımından Turing testini geçer. “Robot ya da değil” veri tabanında şiirin bir insan tarafından yazıldığını düşündürerek insanların %65’ini kandırmış olan şiirler var. Yani bu soruya bir cevabımızın olduğunu düşünüyorum. Turing testinin mantığına göre, bir bilgisayar şiir yazabilir mi? Evet, kesinlikle yazabilir. Ancak bu cevap size biraz rahatsızlık verdiyse, bir problem yok. Eğer buna içinizden bir takım tepkiler verdiyseniz, bu da problem değil, çünkü hikâye burada bitmiyor.

Üçüncü ve son testimizi yapalım. Yine okumanız ve bana hangisinin insan yazımı olduğunu söylemeniz gerekiyor.

Şiir 1: Reg bayrakları sebebidir güzel bayrakların. / Ve kurdeleler. Bayrak kurdeleleri / Ve madde takarlar Madde takmak için sebepler. (…)

Şiir 2: Yaralı geyik sıçramaları en yükseğe, / Nergisleri duydum Günün bayrağını duydum / Avcıyı duydum şöyle diyen; / “Bu ancak ölüm sevincidir, / Ve sonra neredeyse frene basılır (…)

Tamam, süre doldu. Şiir-1’in insan yazımı olduğunu düşünüyorsanız el kaldırın. Şiir-2’nin insan yazımı olduğunu düşünüyorsanız el kaldırın. Vay, çok daha fazla kişi var. Şiir-1’in gayet insan olan şair Gertrude Stein tarafından yazılmış olduğunu görünce şaşıracaksınız. Şiir-2 ise RKCP adında bir algoritma tarafından üretildi. Şimdi devam etmeden önce, hızlıca ve basit olarak RKCP’nin nasıl çalıştığını anlatayım. RKCP Ray Kurzweil tarafından tasarlanan bir algoritma, kendisi Google’ın mühendislik yöneticisi ve sıkı bir yapay zekâ taraftarı. RKCP’ye bir kaynak metin veriyorsunuz, dili nasıl kullanacağını kavramak için kaynak metni analiz ediyor ve sonra ilk metni taklit eden dili yeniden üretiyor.

Gördüğümüz bir önceki şiirde, hepinizin insan yazımı olduğunu düşündüğü Şiir 2, Emily Dickinson adındaki şairin birtakım şiirlerinden beslendi. Şairin dili kullanma şekline baktı, modeli kavradı ve sonra benzer yapıya göre bir model üretti. Ama RKCP hakkında bilmemiz gereken en önemli şey şu, kullandığı kelimelerin anlamını bilmiyor. Dil sadece ham madde, Çince de olabilirdi, İsveççe de olabilirdi, bir günlük Facebook sayfanızdan toplanmış bir dil de olabilirdi. Sadece ham madde. Yine de Gertrude Stein şiirinden daha fazla insan yazımı gibi görünen bir şiir yaratabilir ve Gertrude Stein bir insan.

Yani burada yaptığımız şey hemen hemen tersine Turing test. Bir insan olan Gertrude Stein bir bilgisayar tarafından yazıldığını düşündürerek insanların büyük çoğunluğunu kandıran bir şiir yazabilir. Dolayısıyla ters Turing testinin mantığına göre, Gertrude Stein bir bilgisayar.

Kafanız mı karıştı? Oldukça normal diye düşünüyorum.

Şimdiye kadar, insanlar gibi yazan kişiler var, bilgisayarlar gibi yazan bilgisayarlar var ve insanlar gibi yazan bilgisayarlar var ancak aynı zamanda, belki de şaşırtıcı şekilde, bilgisayarlar gibi yazan kişiler de var.

Peki, bütün bunlardan ne çıkaracağız? William Blake bir şekilde Gertrude Stein’dan daha mı insansı? Veya Gertrude Stein William Blake’den daha mı çok bilgisayar?

Bunlar iki yıldan bu yana kendime sorduğum sorular ve hiçbir cevabım yok. Ancak sahip olduğum şeyler teknolojiyle olan ilişkimiz hakkında bir takım anlayışlar.

İlk anlayışım şu; bir nedenden dolayı, şiiri insan olmakla ilişkilendiriyoruz. Böylece “Bilgisayar şiir yazabilir mi?” diye sorduğumuzda, ayrıca şunu da soruyoruz; “İnsan olmak ne anlama geliyor ve bu sınıfı nasıl sınırlandırmalıyız? Kimlerin veya nelerin bu sınıfın parçası olduğunu nasıl söyleriz?” Bu esasında felsefi bir soru, buna da inanıyorum ve evet ya da hayır testi ile cevaplanamaz, Turing testte olduğu gibi. Ayrıca inanıyorum ki; Alan Turing bunu anlamıştı ve 1950’lerde testini planladığında, onu felsefi bir kışkırtma bağlamında hazırlıyordu.

İkinci anlayışım da şu; Turing testi şiire uyarladığımızda, aslında bilgisayarların kapasitesini ölçmüyoruz, çünkü şiir üretme algoritmaları oldukça basit ve 1950’den beri hemen hemen mevcut durumdalar. Bunun aksine, Turing testini şiire uyarlamakla yaptığımız şey, insan olmayı belirleyen şey üzerine düşünceleri toplamak. Yani benim anladığım şu, bunu önceden görmüştük, William Blake’in Gertrude Stein’dan daha insansı olduğunu söylemiştik. Tabii ki bu William Blake’in gerçekten daha insansı olduğu anlamına veya Gertrude Stein’ın daha çok bilgisayar olduğu anlamına gelmiyor. Basit olarak, insan sınıfının tutarsız olduğu anlamına geliyor. Bu sonuç şunu anlamama yol açtı; insan somut, inkâr edilemez bir gerçek değildir. Tam aksine, düşüncelerimizle oluşturulmuş ve zamanla değişen bir şeydir.

Son anlayışım ise, bilgisayar, hemen hemen bizim gösterdiğimiz bir insan fikrini yansıtan bir ayna gibi çalışıyor. Ona Emily Dickinson’ı gösteriyoruz, o bize Emily Dickinson’ı geri dönüyor. Ona William Blake’i gösteriyoruz, bize geri yansıttığı da o oluyor. Ona Gertrude Stein’ı gösteriyoruz, bize geri dönen şey Gertrude Stein oluyor. Teknolojinin diğer parçasından fazlası, bilgisayar ona öğrettiğimiz insan fikrini yansıtan bir aynadır.

Çoğunuzun son günlerde yapay zekâyla ilgili birçok şey duyduğundan eminim. Konuşmanın çoğu yapabilir miyiz üzerine oldu. Zeki bir bilgisayar yapabilir miyiz? Yaratıcı bir bilgisayar yapabilir miyiz? Sık sık soruyormuşuz gibi görünen şey şu, insansı bir bilgisayar yapabilir miyiz?

Ancak şu anda gördüğümüz şey şu, insan bilimsel bir gerçek değil, sürekli değişen, sıralı bir fikir ve zamanla değişen bir şey. Böylece gelecekte yapay zekâyla ilgili fikirleri toplamaya başladığımızda, kendimize sadece şunu sormayacağız; “Bunu yapabilir miyiz?” Ancak kendimize şunu soracağız; “Hangi fikirleri kendimize geri yansıtılmış olmasını istiyoruz?” Bu aslında felsefi bir fikir ve yalnızca yazılımla cevaplanamayacak bir şey, ama bence türler genelinde, varoluşsal bir yansıma gerektiriyor.

Wactch the Video By TED Talks

https://www.ted.com/talks/oscar_schwartz_can_a_computer_write_poetry

Can a computer write poetry?

 

I have a question. Can a computer write poetry? This is a provocative question. You think about it for a minute, and you suddenly have a bunch of other questions like: What is a computer? What is poetry? What is creativity? But these are questions that people spend their entire lifetime trying to answer, not in a single TED Talk. So we’re going to have to try a different approach.

So up here, we have two poems. One of them is written by a human, and the other one’s written by a computer. I’m going to ask you to tell me which one’s which. Have a go:

Poem 1: Little Fly / Thy summer’s play, / My thoughtless hand / Has brush’d away. Am I not / A fly like thee? / Or art not thou / A man like me?

Poem 2: We can feel / Activist through your life’s / morning / Pauses to see, pope I hate the / Non all the night to start a / great otherwise (…)

Alright, time’s up. Hands up if you think Poem 1 was written by a human. OK, most of you. Hands up if you think Poem 2 was written by a human. Very brave of you, because the first one was written by the human poet William Blake. The second one was written by an algorithm that took all the language from my Facebook feed on one day and then regenerated it algorithmically, according to methods that I’ll describe a little bit later on. So let’s try another test. Again, you haven’t got ages to read this, so just trust your gut.

Poem 1: A lion roars and a dog barks. It is interesting / and fascinating that a bird will fly and not / roar or bark. Enthralling stories about animals are in my dreams and I will sing them all if I / am not exhausted or weary.

Poem 2: Oh! kangaroos, sequins, chocolate sodas! / You are really beautiful! Pearls, / harmonicas, jujubes, aspirins! All / the stuff they’ve always talked about (…)

Alright, time’s up. So if you think the first poem was written by a human, put your hand up. OK. And if you think the second poem was written by a human, put your hand up. We have, more or less, a 50/50 split here. It was much harder.

The answer is, the first poem was generated by an algorithm called Racter, that was created back in the 1970s, and the second poem was written by a guy called Frank O’Hara, who happens to be one of my favorite human poets.

So what we’ve just done now is a Turing test for poetry. The Turing test was first proposed by this guy, Alan Turing, in 1950, in order to answer the question, can computers think? Alan Turing believed that if a computer was able to have a to have a text-based conversation with a human, with such proficiency such that the human couldn’t tell whether they are talking to a computer or a human, then the computer can be said to have intelligence.

So in 2013, my friend Benjamin Laird and I, we created a Turing test for poetry online. It’s called bot or not, and you can go and play it for yourselves. But basically, it’s the game we just played. You’re presented with a poem, you don’t know whether it was written by a human or a computer and you have to guess. So thousands and thousands of people have taken this test online, so we have results.

And what are the results? Well, Turing said that if a computer could fool a human 30 percent of the time that it was a human, then it passes the Turing test for intelligence. We have poems on the bot or not database that have fooled 65 percent of human readers into thinking it was written by a human. So, I think we have an answer to our question. According to the logic of the Turing test, can a computer write poetry? Well, yes, absolutely it can. But if you’re feeling a little bit uncomfortable with this answer, that’s OK. If you’re having a bunch of gut reactions to it, that’s also OK because this isn’t the end of the story.

Let’s play our third and final test. Again, you’re going to have to read and tell me which you think is human.

Poem 1: Red flags the reason for pretty flags. / And ribbons. Ribbons of flags / And wearing material / Reasons for wearing material. (…)

Poem 2: A wounded deer leaps highest, / I’ve heard the daffodil I’ve heard the flag to-day / I’ve heard the hunter tell; / ‘Tis but the ecstasy of death, / And then the brake is almost done (…)

OK, time is up. So hands up if you think Poem 1 was written by a human. Hands up if you think Poem 2 was written by a human. Whoa, that’s a lot more people. So you’d be surprised to find that Poem 1 was written by the very human poet Gertrude Stein. And Poem 2 was generated by an algorithm called RKCP. Now before we go on, let me describe very quickly and simply, how RKCP works. So RKCP is an algorithm designed by Ray Kurzweil, who’s a director of engineering at Google and a firm believer in artificial intelligence. So, you give RKCP a source text, it analyzes the source text in order to find out how it uses language, and then it regenerates language that emulates that first text.

So in the poem we just saw before, Poem 2, the one that you all thought was human, it was fed a bunch of poems by a poet called Emily Dickinson it looked at the way she used language, learned the model, and then it regenerated a model according to that same structure. But the important thing to know about RKCP is that it doesn’t know the meaning of the words it’s using. The language is just raw material, it could be Chinese, it could be in Swedish, it could be the collected language from your Facebook feed for one day. It’s just raw material. And nevertheless, it’s able to create a poem that seems more human than Gertrude Stein’s poem, and Gertrude Stein is a human.

So what we’ve done here is, more or less, a reverse Turing test. So Gertrude Stein, who’s a human, is able to write a poem that fools a majority of human judges into thinking that it was written by a computer. Therefore, according to the logic of the reverse Turing test, Gertrude Stein is a computer.

Feeling confused? I think that’s fair enough.

So far we’ve had humans that write like humans, we have computers that write like computers, we have computers that write like humans, but we also have, perhaps most confusingly, humans that write like computers.

So what do we take from all of this? Do we take that William Blake is somehow more of a human than Gertrude Stein? Or that Gertrude Stein is more of a computer than William Blake?

These are questions I’ve been asking myself for around two years now, and I don’t have any answers. But what I do have are a bunch of insights about our relationship with technology.

So my first insight is that, for some reason, we associate poetry with being human. So that when we ask, “Can a computer write poetry?” we’re also asking, “What does it mean to be human and how do we put boundaries around this category? How do we say who or what can be part of this category?” This is an essentially philosophical question, I believe, and it can’t be answered with a yes or no test, like the Turing test. I also believe that Alan Turing understood this, and that when he devised his test back in 1950, he was doing it as a philosophical provocation.

So my second insight is that, when we take the Turing test for poetry, we’re not really testing the capacity of the computers because poetry-generating algorithms, they’re pretty simple and have existed, more or less, since the 1950s. What we are doing with the Turing test for poetry, rather, is collecting opinions about what constitutes humanness. So, what I’ve figured out, we’ve seen this when earlier today, we say that William Blake is more of a human than Gertrude Stein. Of course, this doesn’t mean that William Blake was actually more human or that Gertrude Stein was more of a computer. It simply means that the category of the human is unstable. This has led me to understand that the human is not a cold, hard fact. Rather, it is something that’s constructed with our opinions and something that changes over time.

So my final insight is that the computer, more or less, works like a mirror that reflects any idea of a human that we show it. We show it Emily Dickinson, it gives Emily Dickinson back to us. We show it William Blake, that’s what it reflects back to us. We show it Gertrude Stein, what we get back is Gertrude Stein. More than any other bit of technology, the computer is a mirror that reflects any idea of the human we teach it.

So I’m sure a lot of you have been hearing a lot about artificial intelligence recently. And much of the conversation is, can we build it? Can we build an intelligent computer? Can we build a creative computer? What we seem to be asking over and over is can we build a human-like computer?

But what we’ve seen just now is that the human is not a scientific fact, that it’s an ever-shifting, concatenating idea and one that changes over time. So that when we begin to grapple with the ideas of artificial intelligence in the future, we shouldn’t only be asking ourselves, “Can we build it?” But we should also be asking ourselves, “What idea of the human do we want to have reflected back to us?” This is an essentially philosophical idea, and it’s one that can’t be answered with software alone, but I think requires a moment of species-wide, existential reflection.

murathanmungan

Sesler Yüzler Sokaklar

Taş baskısı bir plakta
Yorgun bir ses cızırdar
Küflü sayfalarında bir albümün

Gülümser o soluk fotoğraflar
Kıvrılırken bir kentin alanına
Tutunur geçmiş yıllarına
Tutunur anılarına

İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
İnce uzun duvarlar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
Yankısı kalmadı seslerin
Odalarımızda
Sahipleri çoktan öldü fotoğrafların
Adımlarımızdan yoruldu yollar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar
Adımlarımızdan yoruldu yollar
Kaç hayat yaşadınız söyleyin
Sesler yüzler sokaklar

Şarkısını yitirmiş sesler
Gençliğini yitirmiş yüzler
Evlerini yitirmiş sokaklar
Kaç hayat yaşayacaklar daha
Daha kaç hayat yaşayacaklar

Unutulur mu yoksa bir gün
Sesler yüzler sokaklar
Bunca yaşamışlıktan sonra
Hiç unutulmayacaklar

Murathan Mungan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Bursa Düşleri

1.
gözlerimin derin karanlığında
birden senin aydınlığın
birden bursa şehri
bursa şehrinde yeşil
kuytusunda aşkımızın büyüdüğü bahçe
rüzgârın salladığı beşik
havada çiçek tozları
denizler gibi karşılıyor seni
uçsuz bucaksız göğsüm
rüzgâra karışıyor terimiz
yüreklerimiz ifil ifil
ölümü unutturan bir çağrı
nilüferlerin ışıltısında
içime ağan gökkuşağı
bir taç oluyor başında
boynunda o ince fiyonk: aşk bağı

2.
bursayı döşesem aşkımıza
çayır çimen yeşerir
uludağ peydahlanır birden
kıskanç, eskil bir tanrı gibi
şimşeklerini salar üstümüze
yıldırımlar yağdırır
bir kaya gibi
bir ağaç kovuğu
kundağımız olur
kumru sesleri arasından
sarı safran bir ışıkla sızan
geçmişin o hüzün demeti
belki bir mektup
ürkek satırlarla seslenir
imza yerinde dudak izi
oyalı perdenin ardında
bir çift ürkek göz
kaldırımlarda ayak sesim
usulca süzüldüğüm kapı aralığı
göğsümde çırpınan deli kuş
köpürüp taşan tenin

3.
aynaların arka yüzünde
karlı geceler
güneşli sabahlar gibi geride bıraktığımız
gençliğimiz
lodosla savrulan biz miyiz
yani ikimiz
ve gölgeli aydınlığı
kırılgan yüreklerimizin
kuşların yere indiği bu kış günü
tophanede
sıcak bakışlı iki pencere
öyle dursa
belki yalnızlığımızı silip atar
“bursada zaman”
ve bursa
ellerimizin sıcak buluşmasında
o acemi telaş
yine de kar düşer düşüncemize
hüzün sızar
ne kadar gün vursa
yamaçlara tutunan sis
neyi örtüyorsa
işte o
yaşanmış öyküler tüllerin ardında
mor kâküllü akşam
ince buğulu sabahsa
dingin bir sessizliğin üstüne kapanmış kubbeler
çocuk yüzlü ihtiyar evlerden
duman duman yükselen
mutluluk kadar
kahırsa

4.
kapalıçarşıya sinmiş doğunun gizemi
bir dantel ayrıntısı
çatılarda ötüşe öpüşe yaşayan güvercinler
görmüş geçirmiş bir şehirden
geleceğe bırakılan bir güldür
inkaya çınarının dallarında savrulan
sana dokunsam
elimde ipek izi

5.
bizanslı bir duvar
osmanlı bir çınar
dağların etekleri tutuşmuş
yanar ha yanar
sebillerde su
ocaklarda kül
say ki bir yürektir
yarası derin
kanar ha kanar

6.
senin esintinle esriyorum
yüzümde yağmur izleri
içdenizlerim dalgalanıyor
düşlerim tamyol ileri
uykunu bölen dokunuşlarımda
tenini tutuşturan kıvılcım
nazında ürkek bir yalnızlık
üstümüzde karanlığın gözleri
dağılsın bungun bulutlar
güneş konuşsun gök karmaşsın
dursun iç çekişi damlaların
mavi yollar bulalım aşkımıza

Hüseyin Yurttaş

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

My  Poetry Books are Published on Google Play Books

bp-copy-1-e1546626401588.jpg

Getting ‘Mülhim’ and ‘Simurg ile Zal’ is easier now.

You can donete by buying e-books on Google Play, It’s important for setting off the publishing cost and meeting the poems with new people…

Thanks for sharing your time with me, have a nice day.

SİMUR İLE ZALgoogle-play

simurg-ile-zal-on-kapak

Simurg ile Zal is my second poetry book, published inDecember 2018.

Simurg ile Zal contains 122 Poetry and has 106 pages.

mulhim-y

google-play

mulhim-on-kapak

Mulhim is my first poetry book and published in May 2013

Mulhim contains 141 Poetry and It has 146 pages.

Kitaplarımız Google Play Kitaplar’da yayında…

bp-copy-1-e1546626401588.jpg

‘Mülhim’ ve ‘Simurg ile Zal’e ulaşmak artık daha kolay.

Kitapları edinerek basım maliyetlerinin karşılanması ve şiiri  gönüllere ulaştırmak için destek olabilirsiniz.

Sesimi duyan, vaktini bana ayıran herkesi yürekten selamlıyorum.

SİMUR İLE ZALgoogle-play

simurg-ile-zal-on-kapak

Simurg ile Zal; ikinci şiir kitabım, Aralık 2018’de yayınlandı..

Simurg ile Zal; ‘Sen beytü’l gazelsin, şiirine gel…’ dizesi ile karşılıyor.

Simurg ile Zal; 106 sayfada 122 şiiri saklıyor.

mulhim-y

google-play

mulhim-on-kapak

İlk şiir kitabım, Mayıs 2013’te yayınlandı.

Mülhim; 175 sayfada 162 şiiri saklıyor.

#Mülhim , ‘Şiirden de güzel olan; şiiri yazdıran’ dizesi ile karşılıyor.

‘Biz’ Desek

Mevsim bahar diyor, baharda çiçek
Çağırıyor dağlar, nehir de bizi.
Kapına gelmiştim, gidelim diye
El ele görmedi şehir de bizi.

Gökleri bırakıp katına geldim
Kapıdan almadın çatına geldim.
Hülyamdan vazgeçip bahtına geldim
Bulabilmek için zahirde bizi.

İster bahar olsun ister kış olsun
Yeter ki şu gönül sevgini bulsun
Yeter ki elinden bana sunulsun
Mutlu eder idi zehir de bizi.

Bir mucize olsa; elinden tutsam
Bulmak için çare yollarda yitsem
Nereden kalksam da nereye gitsem
Evliya kurtarmaz, sihir de bizi.

Soracak olursan elinde nen var
Aklımda gelecek, şiirde sen var
Bizi bizden iyi gören bilen var
Kavuşturur belki ahirde bizi.

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

Denizden Gelen Mektup

Işık salonlarda şölen yaparlar
O vals havaları  duyurmuyor mu?
Çarpardı gecede bir yol ararken
Dağların rüzgârı duyurmuyor mu?

Bize ıslık çalar, dilleri sivri
Oralarda mahmur, unutmuş cevri.
Şehre ulaşınca başka mı tavrı,
Binlerle bîmârı duyurmuyor mu?

Ardımızdan eder dua kilise
Camilerden ses yok, ırak hadise.
Heyhat, güzel haber varmış meclise
Çare mi inkarı, duyurmuyor mu?

Uğursuz var diye, çekerler kura
Atarlar denize gelince sıra
Gelecek başlara bu, dura dura
Çekmeyen zararı duyurmuyor mu?

Yusuf Özcan

daglarca

Kimsesizlik

Birisi olsun isterim ki düşünsün düşündüğümü,
Duysun gönlümdekilerini gönlüm kadar bilmeksizin.
Ellerinde çiçekler gezerken herkes bu bahar sabahında
Anlasın o, baharlar kadar matemini, bir çiçeksizin.

Birisi olsun isterdim ki hiç kederli olmasın,
Toprak gibi dertsiz olsun o, toprak gibi gülmezken.
Bıraksın manzaralara kâinatını zaman gibi,
Ve dinlesin gözlerini kapatarak kendini, bazen.

İsterdim o sevsin bir tanrılar intizamını;
Kapılsın hadiselerin içindeki ahenge bir sükûn olup.
Ölüler gibi seyretsin hayatı fark etmeden;
Tabii bir insan gibi ona da tabii gelsin gurup.

Ey benim buraya yazdığım arkadaşım seni beklerim,
Eski bir gitarın bir sükûn arayan sesi kadar
Ey benim arkadaşım beklerim, beklerim seni
Bir annenin ölen çocuğundan ses beklemesi kadar.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

dd

Üç Dil

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

Bedri Rahmi Eyüboğlu

 

English translation of the poem :

Three Languages

You must know at least three languages.
At least in three languages,
You must swear like a sailor.
You must know at least three languages,
In at least three languages you must dream and think.
At least three languages,
The first one is your mother tongue
It’s yours as your body
Sweet as breast-milk
Free as breast-milk
Rockabies, tales, swearwords are the cherry on top
The others are perfect strangers
Each word inside of the fire
As breaking your back
You should pull each word out of the fire
You put a brick on the wall with each word
You grow still more

You must know at least three languages
At least, in three languages you must know
To say, my sweetheart
To say, the red rose has red colour
To say, damn the torpedoes!
To say, one might as well be hung for a sheep as for a lamb
To say, being covetous brings disasters
To say, one exploits the others
It’s the absolute infame.
Don’t say them,
You will be able to blare out these words.

You must know at least three languages
At least in three languages
You must know how to swear like a sailor
At least three languages
Because you are not history nor geography
Nor this nor that
My little son, Mernuş
You are the child of a nation who had gummed up the works.

and here is the gift: Youtube

Yusuf Özcan

necati-cumalı

‘Ay Işığı’

I
Ben uzaklardan beklerdim,
Sayarak günlerimi.
Bu gece penceremden düşen ay ışığında,
Birden yanıbaşımda buldum
Bir ağaç gibi çiçeklenmiş
Anladım almış yürümüş
Sarmış bu sevda içimi

II
Gece yarısı elbiselerim,
Ayakkabılarım üstüne
Düşen ay ışığı,
İnsan böyle mi olur
Sevdaya tutuldu mu?

Bütün eski kitapları okudum,
Yaşlanmış güzellere sordum,
Mutluluk bu mu?

Ama bu sarışın
Ötekine hiç benzemiyor.
Ah, daha yeni yeni anladım
O küçük elleri, gülen gözleriyle
Beni bu kadar seviyor…

Kalmadı başka korkum
Düşünmeden eline bıraktım kendimi
Bütün dostlarım söylüyor
Bu sefer mutlaka tutuldum

III
O yanından döndüğüm, gece yarıları
Güler, konuşurdum, kendi kendime
Tutmasam, kucaklayabilirdim ağaçları.
Kimbilir, gelen geçen
Görünce ne derdi halime.

Sizin de, seviştiğiniz, kardeşler
Mevsim bahara rastlarsa
Benim canım açılmak isterdi
Mutlaka bir başkasına
Öperdim evde ilk karşıma çıkanı.

Uzakta, şimdi çok uzakta…
O nar tanesinden taze
Kuştüyünden hafif geceler
Kalbim ümit içinde yüzer
Dünyam yıkanır ay ışıklarıyla…

Necati CUMALI

View original post

behcet-necatigil-4

Sevgilerde

(İngilizce çevirisi ile)

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.

English translation of the poem :

In Love

Love, you put off till tomorrow
Timid, reverent, tongue-tied.
All your kins
Thought wrong about you

Through concerns never ending,
(I know you never wanted it that way)
The feelings that welled in your heart
Never swelled
When a glance was enough to reveal everything.

You expected longer days to come
Speaking of love in minutes was ugly to you
That the years would pass in such a hurry,
In such a fuss never crossed your mind.

In your secret garden
There were flowers
blossoming at night, alone.
You regarded too trifling to give
Or somehow, you hadn’t enough time.

Yusuf Özcan

Bikarar

İmrendim saltanatına,
’Varayım’ dedim katına,
Bindirdi çile atına
Göçürdü şu aklım beni.

Kuytudan, yardan, sapadan,
Binlerce metruk yapıdan,
Bekledi, örtük kapıdan
Geçirdi şu aklım beni.

Duyunca yeni bir çağrı,
Karıştı yanlış ve doğru,
İmkansız bir aşka doğru
Uçurdu şu aklım beni.

Gönlümse güzele aşık
Bekliyor yakılsın ışık,
Göründü karşımda eşik
Kaçırdı şu aklım beni.

#Mülhim sf. 15

Yusuf ÖZCAN

View original post

Yusuf Özcan

Mavera

Maveradan geldik ilahi sese,
Hakkın esmasından mayan milletim.
Tarihe yazdırdın altın harflerle
Duruşun takdire şayan milletin.

Biz de Baybars’ların cesareti var
Kur’an’da kavmimin işareti var
Toplasan elli yıl esareti var
Rab, seni sayesi sayan milletim.

Yürüsen ülküye yol verir dağlar
Senden razı olur şehidler, sağlar
Oturma yerinde değişsin çağlar
Gerçek olmak üzre rüyan milletim.

Şu mahzun diyarlar, evvel senindi
Peygamber müjdesi asıl şevkindi
Çal(ış)an Avrupa bile yekindi
Aydınlatsın çağı ziyan milletim.

Üç asır uyudun, yetmez mi sana?
Dokuz yıl da geçti gel artık cana
Alim ordu çıkart dört bir yana
İnsanlık bekliyor, uyan milletim.

Mavera yiğidim, yüce alperen!
Egemen olacak ezeli tören
Rabbimin sözleri yolu gösteren
Saadeti tatsın her yan milletim.

Mülhim, Sf. 122

Yusuf ÖZCAN

View original post

Yusuf Özcan

yahya-kemal

Rubâî

(İngilizce çevirisi ile)

Her rind bu bezmin nedir encâmı bilir,
Dünyamızı nâgâh zalâm örtebilir,
Bir bitmeyecek şevk verirken beste,
Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir.

Yahya Kemal Beyatlı

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

google-play

English translation of the poem:

Rubaie

Every philosopher knows the destiny of this clam.
Darkness may suddenly fall over our life,
While the song is giving us endless enthusiasm.
A string tears and harmony stops forever.

 

View original post

Yusuf Özcan

Kapadokya’da Bir Gün

Başka renkte görünür, değişir gün döndükçe
Kadim nakışlar işli büyülüdür her küçe
Gurup vakti kızıllık çağları terennümde
Mazisi hayat bulur, dile gelir önümde

Parça parça çalmışken, rüzgarlar, uzun seller
Başka bir güzelliği yontuyor, yorgun eller
Sığınıyor gizine yağmurdan ve güneşten
Periler dost, koruyor yağmacıdan, ateşten
Düşman sert, yer yumuşak bağrını açıverir
Korkmuşların önünde yerin derini erir
İnsafa gelir kaya, durmaz masuma karşı
İnsanda yok merhamet, dinlemez yakarışı
Paylaşır masum halklar, karınca kaderini
Korkusu büyüdükçe yontar daha derini
Şekavet zamanında anne rahmidir derin
Kanlı sadâ sirayet etmez altına yerin.

Dinledim şarkısını, böylece sürdü gitti
Anadolum anlattı, söz bitmeden gün bitti…

12.07.2018

Yusuf  ÖZCAN

View original post

Yusuf Özcan

Hırsın Meyvesi

Getirdi, bıraktı yollar bu yere
Basmadı bağrına anne insafı.
Uyardı dilince, hem de çok kere,
Dahası yolunda geçilen kâfi.

Tutar ya özünde son bir gayreti
Rüzgârın sırtına yüklenen tohum.
Eritmiş ya ateş bakırdan seti
Güvenip o güne, çıkmıyor ruhum.

Dağların ağaçsız doruklarına
Benzedi gitgide ömür dediğin
Ne toprak ne güneş, umut yarına
Bir heves ardını görene değin

Yusuf Özcan

View original post

Yusuf Özcan

Şair Cesareti

Ben cesur değilim şairler kadar
Kalemim diş biler, dururum kindar
Emin olacağım, saysalar hain
Adımların doğru olduğundan, lakin
Düşmez payıma bir, onca zalimden
Saldırsa dört yandan, vursa sahiden
Çeksem üzerime dost şefkatini
Büyüsem, büyüsem saldırsa bini
Bir benim vücudum kalsa hedefte
İşlensem kılıçla, okla gergefte

Ben cesur değilim şairler kadar
Katillere bile veremem ihtar
Basit sevgilerim, çizer haddimi
Unutur, çiğnerim ‘bela’ ahdimi
Doğrulmak mı, bana kalsa hep erken
Mavi kelebekler yakınlaşırken.

22.06.2015

Yusuf ÖZCAN

View original post

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑