56.

Geldiler davetsiz, arz-ı endama
Söyleyip durdular bir teraneyi.
Karanlık sözlerle sardılar gama
Gönül dedikleri şu viraneyi.

57.

Geçmesin şiirde, fikri ‘sen’ deler
Özlem, umut, sevgi, keder; sendeler
Şimdilik koşan seneler, sendeler
Düşmeden tarih takvimden taşa, gel.

58.

Kötülük mü etti bize zalimler,
Sindirmek için mi attılar hapse?
Biz zaten tecridi ister dururduk,
Zindanlar basamak olur nasipse.

59.

İnkaya’da Güz

Sis duvak olmuştur başına şimdi
Altında içilen çay bir başkadır
Yerde yıldız yıldız parlarken şehir
Dalın arasından ay bir başkadır

60.

Nereden başlarım, nasıl biterim,
Giderim, gelirim uç noktalara.
Nerede durmalı, neredir yerim,
Bilemem çarpmadan güç noktalara

 

Reklamlar

Alışma Korkusu

Dolanıp dururum, dört metre oda
Kaybettim neşeyi kim duyar, anlar…
Kelime bulamam, çıkmaz bir sadâ
Şu zalim gölgeyi kim duyar, anlar…

Onu sahibine çok gören kimdi?
Elden aldırdığım tek mihengimdi
Etrafa bakınır dururum şimdi
Soramam çareyi kim duyar, anlar…

Ben milyar kaybettim, kim bir kazandı?
Suç yoktu ortada; ne varsa zandı
Hazırmış, araya dağlar uzandı
Örülen hileyi; kim duyar, anlar…

Kakmıştım sedefkâr maharetiyle
Dururdu saklımda zarafetiyle
Yakar oldu beni hararetiyle
Sebeb-i öfkeyi kim duyar, anlar…

Korkum, sürer diye değil bu halim
Alışır, aramaz olursam; elim
Şişsin ayaklarım, kurusun dilim
Terk etmem çileyi; kim duyar, anlar…

 

Yusuf Özcan

Pâyân Günü

Mükayede dost olmasa, düşmezdin dibe
Büşra dediler, tuzağı geçtin de geldin
Tüccar ipini tutanın gülmezdi bahtı
Büşra kimedir, burağı geçtin de geldin

Tilki ifsatta, peyniri yutsun  kargalar
Hayır doğurur sonunda, kısır kavgalar
Müntehâ ayan, kopsun hiç için kasırgalar
Dokunmaz sana, sazağı geçtin de geldin.

O eski fikre okunsun kökünden salâ
Kapılardan geç, miracın olacak bela
Yeri derin eş, derinleş, verme fasıla
Yaz günü için uzağı geçtin de geldin.

Yardım edemez bekada, kanadın fani
Kırıp atıver, önünde en büyük mani
Yüzünü çevir batına, çıkacak sani
Örüp durdular, yüz ağı geçtin de geldin

Yusuf Özcan

51.

Havaya karışsa en kutlu isim
Bir kuşun kalbine benziyor kalbim
Kanadım kanıyor, tutuyor esim
O ân ciğerimi eziyor kalbim

52.

Şen olasın, hırsın bir kapı açtı
Kibirli sözlerin kırdı geçirdi.
Üstünlüğün seni eyledi zalim
Bu ülke kaç şeytan gördü geçirdi.

53.

Adını duyunca yekinir sara
Değer miydi hırsın, bunca hasara
Git, boş gönüllerde huzuru ara
Eden bulur, eden bulur davalım.

54.

Sözlerin ayet mi, yokmu noksanı?
Doksan dokuz sende, bir bende belki.
Bir eksik bin yılda bulur bir canı
Günaha girersin, türbende belki.

55.

Yokluğun şakisi, göremez varlık
Tamahkâr zenginden, yine iyidir.
Varın sahibiyle eder pazarlık
Amelsiz bilginden, yine iyidir

Yusuf ÖZCAN

Hayatlar Oyun

Yerli yerindedir kadim yasalar
Eksiksiz, fazlasız eder bedeli
Tavafları gibi güneşin, ayın…

Eğilmez, bükülmez ezel yasalar
Bir, divânda avam, önder bedeli
Yoktur esamesi Karun’un, beyin…

Ne der hakkımızda çağdaş yasalar
Tek cümlenin ömrü heder bedeli
Dengimin insafı kaderi tayin…

Adamına göre işler yasalar
Bir kaç renkli kağıt öder bedeli
Tersine çevirir rengini reyin…

Yasa tanımına uymaz yasalar
Aşağı, yukarı gider bedeli
Bir öyle, bir böyle; hayatlar oyun…

05.05.2018

Yusuf Özcan

Yasak Düşünce

Bana söz hakkı kırk yılda bir düşer
Yerine varım, dinle yetin diyor
Çağırmasam bir tek soranım olmaz
Çekil köşeye, inle yetin diyor.

‘Cehennem var, hadi Rabbine yönel
Aklında, kalbinde hiç olmasın emel.’
Kesmiş, eklemiş bir çok bilen el
Al, kuşa dönmüş dinle yetin diyor.

Nem varsa görünür, meşgel sakladı
Kendi divanında kendin akladı
Milyonları açık, gizli hakladı
Bana gelince binle yetin diyor.

Susayım, o anlar biz anlatmadan
O entelektüel, biz çoban, nadan
Hakkıdır, getirir avrupalardan
Kemerini sık, çinle yetin diyor.

Kutsala yan bakma, düşman sayacak
Dilini oynatma, aman duyacak
Elini kaldırma, tefe koyacak
İçinde kalsın, kinle yetin diyor.

Yusuf Özcan

46.

Sen bu denli yakmasaydın içimi,
Kitapları doldurmazdı çığlığım.
Kalmadın yanımda bir su içimi,
Şimdi neye yarar benim sağlığım.

47.

Bende bir şahinin gözü var, keskin
Kanadı var, eder yakın uzağı
Pençesi var, değse öldürür sağı
Yunus’un hissi var kalbimde lakin.

48.

Sonsuz mu tepeden bakan kasırlar?
Selefleri çökmüş, taş yığın olmuş.
Unutulmuş bani, geçmiş asırlar
Zafer, er geç sesi kısığın olmuş.

49.

Tahmininden kolay olacak inan
Sitem etmem, sana direnmem asla.
Yürü, belirmesin tereddüt bir an
Güvenmedim sana, gücenmem asla.

50.

Başını kaldırsa görürdü elbet
Yıldızın beş köşe olmadığını.
Anlamadan ömrü buldu nihayet
Hayatında neşe olmadığını.

 

Yusuf ÖZCAN

Gerçeğin Yüzleri

Bildiğin kırıntı, eğip bükerek
Kabuktan içini bildim diyorsun.
Bir de bizden dinle, kaç yüzlü gerçek
De yüzde kaçını bildim diyorsun.

Bir melun yüzünden halka bakma kem
Peyk olup düşmana, bildim diyorsun
Ne kadar bulansa güzeldir ülkem
Aldanıp yabana bildim diyorsun.

Bir küçücük rüzgâr kaldırır tozu
Şu karanlık günde bildim diyorsun
Sayma haremiyi, satılık yozu
Büyütüp gözünde, bildim diyorsun.

 

Yusuf Özcan

41.

Yedi, çam altında gölgeli dağı,
Kırıntı vermedi , aç yine açtır.
Köküyle içti de yedi ırmağı,
Sekize yöneldi, saymadı kaçtır.

42.

Kapım çalınıyor, diyorum ‘hayret’,
Unuttuğum kardeş, doğrusu mürtet,
Anlattı uzunca, sustum bir müddet,
Hâlâ aptal mıyım, görmek istemiş…

43.

Ah Berin, çırpınman çözmez düğümü
Perdeni çekmeye kurtulmak dedin.
Rüyanı bilenden kaçmak mümkün mü?
Saklanmaya, güven mi bulmak dedin?

44.

Gidenler beyaz giydi, bizler siyah,
Farkımız belirgin oldu böylece.
Hangi yan hayırlı, bilinmez berzah,
Can bir ân tedirgin oldu böylece.

45.

Beni dosta rezil rüsva eyledin
Yırtılmış yüzünle karşıma gelme
Şimdi bana zulmü reva eyledin
Gitsem, pişman olup taşıma gelme.

Yusuf ÖZCAN

Aladağ Masumlarına

Kül oldu ömürler kilit altında
Yasaklandı sesi, ya çığlıkları…
Gelinlik ateşten, duvak dumandan
Yasaklandı sesi, ya çığlıkları…

Beyaza sarıldı masumiyeti
Kimseden sormadı kimse diyeti
Eridi, kül oldu kalbi ve eti
Yasaklandı sesi, ya çığlıkları…

Savcısı bulunmaz, suçlu uyanık,
Suç kapıda, duvar mahkum, su sanık,
Sızlar vicdanlarda, geçmiyor yanık,
Yasaklandı sesi, ya çığlıkları…

29.11.2016

Yusuf ÖZCAN

Siluet

Şu karşı yine toz, duman içinde
Ne yanıyor ne sönüyor, bir bilsem.
Varılmaz yanına, elden sorulmaz
Ne oluyor ne dönüyor, bir bilsem.

Siluetler soldu, sözler saçarak,
Zihnimde korkulu perde açarak,
Kimi sürünerek kimi uçarak,
Kim kalkıyor kim konuyor, bir bilsem.

 

13.11.2013

Yusuf Özcan

 

36.

Tuttular havada şahinimizi
Avuttular yalan, teselli ile.
Gitmeyecek gözden yokluğu, izi
Almadan öcünü bin misli ile.

37.

Gizdeki zalimin ateş nefesi,
Dokunmasın sana diyerek kaçtım.
Ansızın uyanır, can alır sesi,
Bir kurbana daha ne gerek, kaçtım.

38.

Ağırlığı dilde zor kelimenin,
Sen söyle yerine, ediver lütuf.
Çözüver dilini şu kekemenin,
Ağlamak isterken gözyaşı masruf…

39.

Sağ olsan bırakmaz, daha yerlerdi,
Kurşunlayıp , öldün diye saldılar.
Anladın meğerse aradığınmış,
Seni bana sürgün diye saldılar.

40.

Uykun yok, vakti mi yola düşmenin,
Pahada ağırı vurup sırtına.
Kuruyor diyordun, suyu çeşmenin,
Eğlenme çok, koptu kopar fırtına.

 

Yusuf ÖZCAN

Bulanık Bir Nehre

Soldu duyguların, parıldar hayret,
Meğer birmiş diyor su da zehir de.
Su yıkmış bahçeyi, kendi pirüpak,
Kirleten masummuş, tüm suç nehirde.

Mahvedenler, hâlâ umuyor hayat.
Özünü kaybetmiş, çökmüş ihtiyat
Sağırlara çarpıp döndükçe feryat.
Sürükleyen temiz, suç müntehirde.

Damla nasip etme, kalsın galizler
Rehber olur sana, bul kadim izler,
Arınırsın, gözler tuzdan denizler,
Delir, diyorlarmış ‘çare tehirde.’

20.09.2014

Yusuf ÖZCAN

Deniz Düşünce

Denizin ortasında, bir başına
Ayrıyız, yaz akşamlarının hafifliğine dalmaktan
Ayrıyız, dalgaların kararsız ürkek gel gitlerinden
Ayrıyız, kalptekini söyleyivermekten
Ayrıyız, bir cesaret dokunmaktan eline

Varsa yoksa bekleyişler, varsa yoksa iç çekişler
Bir iç deniz kadar yorgun,
Düşen yapraklar halka halka büyür ya
Bir küçük hatıra, saatlerce uzayıp gidiyor
Dur diyen yok, başka yöne çeken yok

Dönüp dönüp hatırlıyoruz; nasıldık, nasılız
Hak veriyoruz gidenlere, gelmeyenlere
Haberler salıyoruz yine de,
Şişeleri yanlış adreslere taşıyor dalgalar
Vazgeçmiyoruz elimize geçene ümit doldurmaktan

Gülüşler dağıtıyor geceyi, biz karadan tarafa bakmıyoruz
Dikmişiz ufka gözü
Hamuşan denizlerden, uzaklardan gelmeli beklediğimiz
Yakındaki bize ne yapsın
Biz yakındakini ne yapalım

Tüm benzetmeler denize dair olacak elbet
Bir umut denizi gözleyen ne düşünür, ne yazar

Ayrıyız, neşeli şarkılardan
Ayrıyız, kayıtsız gülüşlerden
Ayrıyız, duvarı delinmez uykulardan

Beraberiz, pirincin taşını ayırtlayanlarla
Beraberiz, uykusuz sabahı bekleyenlerle
Beraberiz, geceye sabredenlerle.

Yusuf Özcan

31.

Bir küçük söz duysa, çıkar kınından
Yakar yaklaşanı öfkemiz bizim
Besleyen olmasa ölür acından
Halk eder düşmanı öfkemiz bizim

32.

Dilimde pas tutmuş bir yığın söz var
Sevgili duymasın, benden demesi
Bir hisseden yürek, bir gören göz var
İki olur er geç, yankılar sesi.

33.

Encâmı belliyken bütün varlığın
Yine de burulur, asılır çehre.
Giden biriciktir, kalanlar yığın
Yâdı düşmez, diller mübtela zehre.

34.

Yıkanmak istermiş duru sularda
Temiz olmaz kalus, bulanır deniz.
Kokmuşlara bile değmesin hurda,
Yapışkan elinden kirlenir dehliz.

35.

Getirdi, bıraktı yollar bu yere
Basmadı bağrına anne insafı.
Uyardı dilince, hem de çok kere,
Dahası yolunda geçilen kâfi…

Yusuf ÖZCAN

Kapadokya’da Bir Gün

Başka renkte görünür, değişir gün döndükçe
Kadim nakışlar işli büyülüdür her küçe
Gurup vakti kızıllık çağları terennümde
Mazisi hayat bulur, dile gelir önümde

Parça parça çalmışken, rüzgarlar, uzun seller
Başka bir güzelliği yontuyor, yorgun eller
Sığınıyor gizine yağmurdan ve güneşten
Periler dost, koruyor yağmacıdan, ateşten
Düşman sert, yer yumuşak bağrını açıverir
Korkmuşların önünde yerin derini erir
İnsafa gelir kaya, durmaz masuma karşı
İnsanda yok merhamet, dinlemez yakarışı
Paylaşır masum halklar, karınca kaderini
Korkusu büyüdükçe yontar daha derini
Şekavet zamanında anne rahmidir derin
Kanlı sadâ sirayet etmez altına yerin.

Dinledim şarkısını, böylece sürdü gitti
Anadolum anlattı, söz bitmeden gün bitti…

12.07.2018

Yusuf  ÖZCAN

Akşam Kızıllığı

Yolcular inerken, tehditkâr atar,
Bir yılkıya benzer akşam olurken,
Katılaşır, ihtar üstüne ihtar,
Ciğerini ezer akşam olurken.

Batıya yönelir gurupta, medet,
Nazarını duyar bir vakit elbet,
Çözülür yumruğu, dağılır hiddet,
Yorgun rüzgâr gezer akşam olurken.

Yolcular çekilir, kaybolur hale,
Dağılır umudu kızıllık ile,
Yine gelir yarın, söz geçmez dile,
Karanlığı süzer gece biterken.

04.09.2017

Yusuf ÖZCAN

Kabulleniş

Dizilmiş heyetler, arar hükmümü
Benim direnecek dermanım mı var…
Emir gelmiş, karşı duramaz hakim
Delille kurtulma imkanım mı var…

Mukadderat neyse, eder tecelli
Beni suçlar durur, nadan ahali
Savunan bulunmaz, harfi pahalı
Sözün esirgemez civanım mı var…

Vursalar başımı, biter mi zillet
Bir an olsun rahat ederse millet
Şu dakika bitir, vermeden mühlet
Hakkım arayacak divanım mı var…

 

08.03.2018

Yusuf ÖZCAN

Kuzgun

Kuzgun aynı kuzgun, renkleri başka
Tüm dertleri behre, devlet bizimdir
Korkutmuyor bozgun, leşçil de koska
Tarık doğmak üzre, nusret bizimdir

Falan efendinin olsun yalısı
Alınır, meğerki borcu bizimdir
Derler has bahçenin kuru çalısı
Taşımız yok belki, harcı bizimdir

Mustafa’m eşyaya hükmeder düşman
Küfürle vurulan sopa bizimdir
Çıkacak sehpaya; emreden, kuran
Bilmezler mi; urgan, sehpa bizimdir.

14.06.2018

Yusuf ÖZCAN

Şair Cesareti

Ben cesur değilim şairler kadar
Kalemim diş biler, dururum kindar
Emin olacağım, saysalar hain
Doğru olduğundan yönümün, lakin
Düşmez payıma bir, onca zalimden
Saldırsa dört yandan, vursa sahiden
Çeksem üzerime dost şefkatini
Büyüsem, büyüsem saldırsa bini
Bir benim vücudum kalsa hedefte
İşlensem kılıçla, okla gergefte

Ben cesur değilim şairler kadar
Katillere bile veremem ihtar
Basit sevgilerim, çizer haddimi
Unutur, çiğnerim ‘bela’ ahdimi
Doğrulmak mı, bana kalsa hep erken
Mavi kelebekler yakınlaşırken.

22.06.2015

Yusuf ÖZCAN

Horoz Dövüşü

Ne diye alkış tutarsın
Ellerin kalem tutmaz mı?
Tehdit, riya, vaad, yalan
Sözüm aklına yatmaz mı?

Söver rakibe paranla
Hiç ilgilenmez yaranla
Tüketir günü yalanla
Ezkaza doğru katmaz mı?

Sırayla, horoz nutukta
O pür-i pak, bir o yekta
Hepsinin sevdası dikta
Kaza oklarım batmaz mı?

Bildiğim koca sığırı
Methle çağırır cazgırı
Haberdar eder sağırı
Bir malı öven satmaz mı?

Şahsına uymaz tamgası
Hak ile bütün kavgası
Başlara iner gagası
Bir gün düşmana çatmaz mı?

Yok birbirinden farkları
Aynı işliyor çarkları
Ortak harami kırkları
Damağın zehri tatmaz mı?

Anladım, sen anlamazsın
Destekle, kanınla azsın
Ardından kuyunu kazsın
Üstüne toprak atmaz mı?

8 Şubat 2018

Yusuf ÖZCAN

26.

Sus, masal çiçeğim el yetmez yerde,
Yokluğunda gelen od ne suzandı.
Ben milyar kaybettim, kim bir kazandı?
Soluyor uzakta, bilemem nerde…

27.

Söylenemeyenler olduğu zaman,
Söylenenlerin de canı cehenneme
Sen ki ak benizli çocuksun Nisan
Susmak mukadderse sözü deneme.

28.

Dinle, ahkâm kesen sonradan âlim,
Etmedin bir kere kitaptan talim,
Bilmeden hükmeden, hudutsuz zalim,
Hiç duyulmaz sesin, yaz günü gelsin.

29.

Nefesleri zehre boğdu suları
Örtmeye kış oldum, fayda etmedi.
Umursuz ayaklar kirletti karı
Islaha baş oldum, fayda etmedi.

30.

‘Vekilim Allah’ de, eğil işine
Saniyene yazık, çağırma hüznü.
Firavun artığı değil dişine,
Öfkeye harcama damla gücünü.

 

Yusuf Özcan

 

21.

Asarız, keseriz bizden olanı,
Düşmana elimiz bağlıdır bizim.
Dost etmek isteriz kadim düşmanı,
Dosta urganımız yağlıdır bizim.

22.

Bir zaman teşne dil belledi gaye
Yürüdü yılları O’na giriftar.
Ram oldu gerçeğe, değilmiş vâye,
Yine görmedi bir yerini tutar.

23.

Cismimi yaksın da melun tahassür
Yükselsin alevler göğü kızartsın.
Kızıllığı seyret, sen keyfini sür
Sarıl eğretine, hicranım artsın.

24.

Biliyorum, kanı çıkmaz elimden
Kokusu ürkütür kime yaklaşsam.
Tezlik diliyorum ben ecelimden,
Ya bir umut bulsam, laneti aşsam.

25.

Meyvesi dalında kurusa bile,
Çalsalar, kırarak dalları ile,
Açar, kimse ne engel ne vesile.
Vazgeçmek insana mahsus bir çile.

 

Yusuf Özcan

Yetişir

On dokuz olur Aralık,
Bir titreme geçer baştan ayağa, donar ilik
Ne yüksek rakımlarda geçen gençlik
Ne sobası sönmüş alaca vakti
Ne fırına yürüdüğün Maksem ayazı
Ne içtiğin eksi sular
Görmediğin bir titreme…

Hani yüzüne çıkmıştı bastırmaktan
Hani ışığa çekmeye çalışmıştın kara ırmaktan
Hani hâlâ umutken, vazgeçmemişken sarmaktan
Hani anneni alıp götürmelerinden önce
Değmişti elin eline, buzdan buz, kâğıttan ince
Yine o titreme değince,
Fark edersin; on dokuz olmuş Aralık

Bir saat önce sıcacıktı
Dün bu zaman sıcacıktı
Geçen ay sıcacıktı
Bu hesap ne ara yıllara çıktı…
Eski bir tarih görsen, bağımsızlık kazanır
‘Annem başımızdaydı o zaman’ inlemesi
Çıkar kendiliğinden, asılı kalır.

Yıl dönümlerinde taarruza geçer titreme
‘Bir daha on dokuz olmasa Aralık’ deme..
Geçirir dişini tene kene, kurutur eme eme
Dünyada ödetmek ister gibi tüm hatalarını
Yıllar erir, kalbin donar
On dokuz olur Aralık…

 

 

Yusuf ÖZCAN

Öğüt

Musalara saldır bellensin namın
Firavun olduğun aşikâr olsun
Yak kim yaklaşırsa, sürsün makamın
Ateşsin, bilinsin, kul korkar olsun‪.

Kes başını, gerek var mı yargıya
Rakibe selamı tatminkâr olsun.
Demokles kılıcı olur eşkıya
Ehriman, akan kan sana kâr olsun.

Kitleyi mecbur et aş yarışına
Gölgene sığınan tek kâmkâr olsun
Çıkacak kalmasın bir gün karşına
Cılız kalsın halk, âlin hep vakar olsun.

Korkuyla sokulsun kurt kuş yanına
Bütün bir ahali riyakâr olsun.
Çoğu al, biraz ver mehteranına
Ne bir eleştiren ne inkâr olsun.

12.10.2014

Yusuf ÖZCAN

İğde Kokusu

İğde kokusu bu,
Ya çocukluğumdan
Ya Zeyniler yokuşundan…
Hatırlıyorum, iğde dalında gül
Sarı iğde çiçekleri
Ak güller, kızıl güller
Koku festivali, renk festivali…
Daha güzel, gül dalında gülden
Daha güzel, solmasa
Bir heves süslenen dayansa
Daha çirkin, gül dalında gülden
Atılır gider.

Böyle kopulur çocukluktan
O tasasız cennetten
Böyle heves edilir iğde dallarına
Daha güzel olunur,
Çok sürmeyecek
Yıllar telaşta erir
Nihayet daha çirkin
Yaşlılık cehennemine böyle girilir
Mecalsiz, isteksiz, solgun.

Yetişir solgunluk
Yetişir eskiye özlem
Yetişir atalet,
Yetişmez mi sesim?

Yusuf Özcan

Uzak Düşünce

Güvende miyiz, yanan yurdumuz
Urimçi uzakta, Turfan uzakta.
Başında dönerken kan tüccarları
Karaşar uzakta, Hotan uzakta.

Öz kardeşi bile dönsün yüzünü
Sürerken zulümler, kısılsın ünü
Kesilince haber unutsun dünü
Rahat mı bıraktı düşman uzakta.

Pençesine alsın pürhırs hayvanlar
Kör,sağır olsun da umum divanlar
Bir başına kalsın, yansın civanlar
Ne fark eder kimden, ‘insan’ uzakta.

7 Ekim 2017

Yusuf ÖZCAN

Bir türkü: https://youtu.be/C02ptM67v8A

Eskimeyen Düşünce

Kaç yaşına girdi bugün yokluğu?
Yaz, kış, bahar derken güzler eskiyor.
Karşılamak için güller serilmiş,
Yoluna diktiğin gözler eskiyor.

Ünlemese acın, bu sana kâfi
Uzaktan tebessüm, eder telafi
Üstüne dünyayı yıkar bir lafı
Uçuruma döndü, düzler eskiyor.

Babil bahçeleri kurdun zevkine
Süzdü göz ucuyla girmedi yine
Babür eserini ördün kalbine
‘Söylesem’ dediğin sözler eskiyor.

Rakibe meyletti, derdin katlandı
Ufkunun siyaha döndüğü andı
Razı olmadın hiç, ne can katlandı
Umudun kül oldu, közler eskiyor.

Ateş beklemeden tutuşuverdin
‘Fariğ olmam’ dedin, andını verdin
Akından dönmezdin, sen cengaverdin
Fikrinde tazedir, yüzler eskiyor…

Yusuf ÖZCAN- 3 Mayıs 2013

Bir türkü: https://youtu.be/sx1WAOHv-v0

O’ysa

‘Oysa’ diye başlanmaz söze
Oysa umurumda değil kurallarınız
Uysam daha iyi mi olacak
Yüzüme bakıp anlamayana söz ile nasıl anlatacağım
Düzeltip durmayın,
Umurumda değil kurallarınız
Ölüyü diriltir mi kurallarınız?
Gideni getirir mi ya da,
Gitmesi gerekeni def eder mi?
Oysa ikisi de olmaz, olsa heyecanı kalmaz
Birini getirmeye, birini baştan savmaya
Harcayacağım günü geceyi
Gün gece ne içindir ki zaten, kanamak için
Kanadıkça kanım olduğunu hissedip şükretmek için
Kanadıkça, kanatmak istiyorum ben…
Hoşnut değil misin…

Eski zamanda, ayan beyan mıydı her şey
Yoksa Kitap mı hep topraktan, taştan tasvir ediyor
Girsin diye kıt aklıma
Bana ayan beyan olanı anlamadılar mı ya da?
Dünden akıllıyım demek,
Dünden akıllı olmak bugün işime yaramayacaksa
Akıl vermek niye?
Farkına varmıyorum ben iyinin, kötünün
İyi ki varmıyorum,
Her yanım kötülük derin düşününce
Bilmediğim bir dili konuşuyorum
Sloganların anlamını merak etmiyorum
Savuruyorum, iyi geliyor.
Hoşnut değil misin…

Ve ona da sövmüyorum artık
Ne zaman ona sövsem o gülüyor
Ayağı üzerimde pozlar veriyor
Sövmediklerim alınıyor, saldırıyor
Taşıyıcılarını yenebiliyorum ama
Yenildiklerini anlamıyor onlar da
Ben de kestim uzun saçlarımı
Hoşnut değil misin…

‘Kıracak put kalmayınca ne yapar İbrahim’
Diye kırılmaz, soyut putlar inşa ettiler
Ateşten duvarlar ördüler
Yıkmak istiyorum, şahitsin ki istiyorum
Ve emreden yok, beni serin karşılamıyor
Özümün gizinde putlar dikili demek
Farkına bile varmamışım, ne garip
Keşke daha önce bilseydim, yanmadan önce
Haklı çıkmaktan hoşnut değil misin…

Elbette konumuz gideni getirmek,
Ne olmuş bir O’ysa istediğim.
Senden çok onu istediğim için kıskanmasan
Sınamasan yokluğuyla
Konumuz bu olmayacaktı, yine hoşnut değil misin…

Cenderelere izin veren sensin,
Ezilen, ezen ben
Hâlâ hoşnut değil misin…
Kâmkâr bir adın, nihâyet hoşnut olacak sensin.

Hırsın Meyvesi

Getirdi, bıraktı yollar bu yere
Basmadı bağrına anne insafı.
Uyardı dilince, hem de çok kere,
Dahası yolunda geçilen kâfi.

Tutar ya özünde son bir gayreti
Rüzgârın sırtına yüklenen tohum.
Eritmiş ya ateş bakırdan seti
Güvenip o güne, çıkmıyor ruhum.

Dağların ağaçsız doruklarına
Benzedi gitgide ömür dediğin
Ne toprak ne güneş, umut yarına
Bir heves ardını görene değin

 

Yusuf Özcan

Uyan Memi

Bu günde uyunmaz, rahat uyunmaz
Kâbusu şerre mi yoymuyor Memi…
Gün doğmuş, gün batmış, keyifler gıcır
Günlerin adını koymuyor Memi…

Ahali hesapla yerken uykuyu
Parayı da bilmez bu itin soyu
Milyonu çalınsa değişmez huyu
Döve döve dizin oymuyor Memi…

‘Süphanallah’ derdi, etse ihtimam
‘Âmin’ der İncil’den okusa imam
Vesvese gelmiyor, namazı tamam
Saf tutuyor, belki uymuyor Memi…

Mahallenin uyuz sümsük ayyaşı
Ceviz diye satar boyayıp taşı
Kalender, ya hepten yuhalmış başı
Zannımca kabuğu soymuyor Memi…

Avcı, der dest eder uçan kaçanı
Derisi mi kalın, dokuz mu canı
Kırklara karışmış vardığım kanı
Can havli, ezkaza sövmüyor Memi…

Ah etsin, bileyim var mıymış hissi
Rahel acısı mı, geçmiyor bahsi
Dünyalar yıkılsa gülüyor aksi
Başına gelenle, doymuyor Memi…

Hadi diyelim ki sayılmaz baba
Yok mu gudubetin hısım, akraba
Caizse de talkın, mekruhtur çaba
Görmüyor, bilmiyor, duymuyor Memi…

 

Yusuf ÖZCAN

Korku Düşünce

Sakındım gözümden yıllarca seni
Üzerler, vebali bana yüklerler
Biter, şimdi bitsin, son zaten yakın
Günahımı alır sana yüklerler

Uzadı geceler, değişti mevsim
Aldanma rüzgarlar esse de nesim
Kar yükseğe düşer, böyledir taksim
Ayazını bizden yana yüklerler

Onlar her yerdeler, gözleri bindir
Hasta kalplerinde hükümran kindir
Emrinde olmazsan adın haindir
Hatalarını bir cana yüklerler.

Başka başka görür, ne ise niyet
Bugün atfedilir zana hücciyet
Yok yere canınla ödeme diyet
Selamına bile mâna yüklerler.

 

29.05.2015

Yusuf ÖZCAN

16.

Bilmeden -ya kasten- fark edemedim,
İstemler siteme dönmüş bir ara,
Sitemler de geçmiş, görünmüş kara,
Saplandım bir yere, terk edemedim.

17.

Bir daha yarılsın akça yüreğim
İçinden dökülsün kıpkızıl kanlar.
Hayal peydah olsun, yitsin gerçeğim
O’nu görmez olsun bana bakanlar.

18.

Uğraşır dururum kendi canımla
Bir sabah taşacak diye korkarım.
Nasılsa geriye kaldı bir damla
Halbuki kurduğum ne varsa yarım.

19.

Bugün unutuldu belki adımız,
Ne çıkar, tanıyor asırlar bizi.
Tutacağız, saklı kalpte andımız,
Bağlamaz çizilen sınırlar bizi.

20.

Denize göz diken verimsiz Kıta
Selamı sabahı kestik seninle.
Yaktık limanları, açtık yelkeni
Denizle barıştık, küstük seninle.

Yusuf Özcan

Son Düşünce

Sesi en yakın ev duymaz nasılsa
Kurşundan da hızlı geçti düşünce
Fikrimden parmağa vazgeçer diye
Kurşundan da hızlı geçti düşünce

Ne yıldıza hacet ne koca aya
Ne ılık rüzgara ne durgun çaya
Yalnızım lüzum yok bu temaşaya
Kurşundan da hızlı geçti düşünce

Kim için navruzlar bu renkli bahçe
Boşuna allanmış şu öte geçe
Ömrünü harcıyor kelebek hiçe
Kurşundan da hızlı geçti düşünce

Bu soğuk nefesli dört mevsim kış ev
Bu son anım için biçilmiş taş ev
Karşı duran olmaz nasılsa boş ev
Kurşundan da hızlı geçti düşünce

 

Yusuf Özcan

Gitti Giden

Her zerresi düşman bir yere düştüm
Evler metruk, harap gitti giden der
Kar yağar, kar erir, dam erir elbet
Yıkık evler bitap, gitti giden der

Kar başlar geceden, kalkmaz bir daha
Soğuk çölde yoktur bir sıcak vaha
Hasret, bekler tohum bir intibaha
Delmez karı türap gitti giden der

Yaz gelse derenin çözülür dili
Karışır toprağa geçemez ili
Hatıralar gibi tozmada mili
Gerisi hep serap, gitti giden der

Teslim olmuş zerre, kalmamış havil
Yenik her nesne hep aynı kavil
Aşikar bezginlik gereksiz tevil
Hiç duymazlar hicap, gitti giden der
Gitti giden demem, bir tek ben demem

 

Yusuf Özcan

 

Üzümler Şarap Oldu

Soran varsa bağımızı selam et
Üzüm dalda şarap oldu, küstük yaz…
Kırçıl katır doğurunca safkanlar
Taşlamıştık kasap buldu, kestik yaz…

Fakir işçi inşa etti debdebe
Sofra kurduk yağ kredi, bal hibe
Gitti kartı bulamadı, el cebe
Tatlı yedik hesap geldi, kustuk yaz….

Nasipliydi yine merhum çabadan
Eli nasır tuttu, belden yabadan
İte yetmez kalan Sülo Babadan
Evi daha harap oldu, kastık yaz….

İklim garip, hamam soğuk, tas başka
Giden şehid, tören resmi, yas başka
Töre yeni, hadis dinsiz, nas başka
Her satıra hicap doldu, kıstık yaz…

Yusuf Özcan

11.

Helal et, ıssızda adını andım,
Hakkım değil belki, affın var ise..
Hezeyandı, geçti, sustum, utandım,
Hem sonu hem ilki, affın var ise..

12.

Kısaldı ömrümüz, vurdukça çile,
Kimsesiz, umutsuz yaşattın bizi.
Zihnim zayıfladı fikr-i sabitle,
Rahat mısın, mutsuz yaşattın bizi?

13.

Yaşadı, nihayet oldu canından,
Virdini dilinden aldırmadı ya.
Kimi düşman oldu, kimisi handan,
Derdini dilinden aldırmadı ya.

14.

Yıllar sonra yine o mahcup yerde,
Hislerim dolandı ellerim yandı,
Katıksız sevinçtim ben mağlup yerde,
Hatırladım birden, hüznüm uyandı.

15.

Bugün uyu, yarın yola düşersin,
Kim demiş çocuğum ‘zaman katildir.’
Yaklaş,can sonsuzluk lütfuna ersin,
Suçlu arıyorsan, insan katildir.

Yusuf ÖZCAN

6.

İçine atıldı küf tutmuşların
Her ân savunmada, kurulu tetik
Kanadı yok, yalnız kalbi kuşların.
Yakalanır hemen, olmazsa atik.

7.

Ne ateşim yakar, ne suyum kavi,
Ne sözüm dinlenir, ne bulur ravi,
Bir afet üstüme çöktü; semavi,
Var mıdır bir yolu, setlerden taşsam.

8.

‘Kulum’ desen Kâmkâr, kâfidir bana
Yeşili maviyi ver onlara, ver
Varlığın tatminkar, şafidir bana
Sorguç kallaviyi ver onlara, ver

9.

Gece ne masumdu oysa sis şehri,
Gündüz üzerime çullandı yine.
Göründü gerçeği, dağıldı sihri,
Sokağı kanımla allandı yine.

10.

Yanında her yeri gezmiş bir keman,
Ve çıkarılmamış uzun bir zaman.
Ne olunca, canı dokunmak ister?
Rab, küslüğü bitir, mucize göster.

Yusuf Özcan

1.

Güzel geçen güne veda vaktidir
Söndü evler, daldı uykuya başlar
Böyle geceler de ya uyku tutmaz
Ya yastığa değsem bir rüya başlar

2.

Yıllar solmuş, zaman hızla eskitti
Bir bilsen neleri, en başta beni
Hayat denen nesne yanan kibritti
Neden üflediler bilmem ki seni?

3.

Hacer gibi çölde olsa koşuşan
İsmail çığlığı cevapsız kalmaz
Kanı dindirmeye inancı kuşan
Zerrece gayretin sevapsız kalmaz.

4.

Her adımda yolun başlar yeniden
Yürümekle bitmez, uzar kısalmaz
Durduğun ân hayat çıkar aniden
Vazgeçer güneşin, şavkı salmaz.

5.

Bir avuç içinde, geziyorsun da
Çizgileri vadi zannediyorsun.
Kaçtıkça, kendini bulursun sonda
Lafı, Hakk vaadi zannediyorsun.

Yusuf Özcan

Ökse

Küçüksün, belleme özün muktedir,
Gelme o boyunla talebe hisse.
Etme üzerimde gücünü talim,
Özenip giyersin, bol o elbise.

Yüzler var, pek parlak hurrem ve handan,
İçleriniz bomboş, şeyhiniz nadan,
Pehlivan çok, ama boş durur meydan,
Cümleye başlasam derler ‘vesvese’.

Kim sattı bizleri, kimdi müşteri,
Kimin sofrasında alnımın teri,
Kalmamış cihanın Hakk bilen eri,
Boşalmış vicdanlar doldukça kese.

İyilik meleği her kim konuşsa,
Anlatır, el vermiş Hazreti Musa,
Denize gelince iş görmez asa,
Ecdatla kendini hep mukayese.

Şeytana uyanın mürşitmiş adı,
Adalet dağıtan bir müflis kadı,
Banisi ahali, Şah’a iradı,
Gördüm, duçar olur duyan yeise.

Eşekle doluydu bin yıldır ahır,
Bir durur, bir yürür gelenektir hır,
Tuzağı hazırdır edene kahır,
Güçlü kanatlara yapışmaz ökse.

 

Yusuf Özcan

 

Sükûn

Kenar durmak mı bunca savaş varken
Ömrümüz her gün savaşın meydanı
De mümkün müydü eriyor tek ülken
Gülmek, görmemek dost yüzlerde kanı

İçi dışı bir dayanır mı harbe
Baştan ayağa, iç dediğin yara
Yeter, sağ kalmış inmemiş ya kalbe
İç, dayanmış ya boyunca hasara

Hakkı değil mi sevmek serv-endamı
Teslim olmamak suçu mu, işgale
Hayatı girift, şart mıdır idamı
Denk geldi diye binlerce gaile

Küstü, ar eder görse tek bir ağlar
Kalmaz acıya yine de bigâne
Baktığı gözde hayalini arar
Ayrılan yolu, etmez hiç bahane

Kim zarardaydı ömrü bulsa sükûn
Onca kayıptan sonra gülse yüzü
Eşiğinde bekler, gitmez yokluğun
Yalnız kalmasa, gidenin öksüzü

Yusuf Özcan

Keklik

Hırsıza sırt oldu, zalime yatak
Evine düşmandır uğursuz keklik
Aklı pek bulanık, yüreği batak
Dostuna yamandır uğursuz keklik

Namusu kaybetti her an irtifa
Vicdanı, insafı kaldırmış rafa
Atasına bile etmedi vefa
Ellere canandır uğursuz keklik

Kafası kırıldı gelmedi aklı
Elli yaş yaşadı olmadı haklı
Kurt kuş mülkünden hep alacaklı
Her günü ziyandır uğursuz keklik

Doldurur birini, çıkar kenara
Susar, havlar iti vermeden ara
Bir söz edemez, bir söz kazara
El pençe divandır uğursuz keklik

Nereye giderse düşer dengine
Aldanır, çarpılır şeytana, cine
Türbeden bağlıdır yaşayan dine
Yollara revandır uğursuz keklik.

 

Yusuf Özcan

Anlam Meselesi

Başka türlü söylerdi kelimeler,
Kesilmese kökünden bağı eğer.
Her kelime bir kuyu, hem ne derin
Gördüğümüz yüzü mü yalnız yerin?
Binlerce kez dinlenen, mahzun şarkı
‘Zâr ağlamak’ nasıldı, neydi farkı?

Süslü kitap, zihnimde altın kafes
Sözlerime aldırmaz rahat nefes.
Sözcükleri ciltleri eylemiş ram
Yakılsanız cümlesi eder bayram.

Polat kefen, sarılmış düşünceme
Bir fend, konmuş, kendimle mani ceme.
Taşsız mezar, hakkınız sizin gayri
Kokuştunuz yıllardır, susun bari.

Yusuf  ÖZCAN

 

Av / Ahvec-firib

Belirir zihinde her akşamüstü
Gıdadır o, ömrün siyah yerinde
Göremez güneşler bizi suçüstü
Bakarız, yel eser sabah yerinde

Bozulmaz, eksilmez tek bir zerresi
Aklı baştan söker alır katresi
Değişir anbean ışık çehresi
Bakarız bir zühre, bir mah yerinde

Ahudur, gözleri bir başka ela
Çağırır, kaçanı eder istila
Dokunan tenine, o ân müptela
Kısılır sesimiz eyvah yerinde

Umutla doğrulur, o el verince
Suyuna düşeriz bir hızla, bönce
Ne vardı unutur Ruh, ondan önce
O kemirir, doymaz iştah yerinde

Eser muhtaçlara hep efil efil
Âmâdır esasen, sefildir sefil
Sömürür, terk eder bulunca gafil
Yeni avı gözler Bedhah yerinde

Yusuf Özcan

Simurg ve Zal

Söyleyecek sözüm yoktu esasen
Düşündüm en berbat, susmaktan iyi
Aramızda çözüm yoktu esasen
Bırakmadı inat, susmaktan iyi

Böyle bir baharda yontuldu Sanem
Bir güzellik bize edildi kerem
Verildi, alındı yüklendi elem
Utanç veren feryat, susmaktan iyi

Dedim ‘geç karşıya bütün kininle
Yüzümüzü unut, bir O’nu dinle
Ateş yağdır gökten, kendin serinle’
Hodbinliği mutat, susmaktan iyi.

Simurg’u umarak Zal yaktı tüyü,
Heyhat, terk eylemiş Simurg öyküyü
Gerçek peydâ oldu, dağıldı büyü
Tamu daha rahat, susmaktan iyi.

Yandı hatırası, gelmedi kendi
Mesafe mi bilmem, zaman mı yendi
Dedi bir çokbilmiş ‘o eskidendi’
Söz takatsiz, fakat susmaktan iyi.

 

Yusuf ÖZCAN

O Şarkı

O şarkıyı andım, dere başında
Kuşlardan dinlerdik, kızıllık vakti
Gömdüm derinlere, dostun taşında
Hayat birden bire bozunca akti.

Gezdi katilleri, satarak çalım
Keyfini sürdüler kanımız aktı.
Susturdu herkesi, gösterip yalım
Belki korkaklara böylesi haktı.

Yusuf Özcan

İnkisar

Yıllar geçse bile bütün hışmıyla,
Huzur silinmezdi, dolarken müddet
Bu kadar barışır insan hasmıyla
Burukluk olmazdı o vakit avdet

Ufku saramazdı siyah kefene
Akıl takılmazdı yitip gidene
Kurulabilirdi gelecek sene
Hatıradan niye umulsun medet

Saikalar susar, varken nazenin
Tahribatı siler ilki cemrenin
Heyhat, ruhlar zayıf, kurur her cenin
Döner durur üstte, yiten saadet

Usuna getirmez asla zevali
İrkilmez hatta kalp, bir narkoz hali
Böyle yaratılır, böyle mevali
Razılığa döner ziyade hiddet

Fütur denen nesne uzunca susar
Cem’in aşığına ağırdır hasar
Yitişi duyulmaz, siler inkisar
Susmalı, meğerki böyleymiş âdet.

 

21.12.2015

Yusuf ÖZCAN

Temenni

Yağmaya kapımı açtım, buyurun
Mevcuttan geriye bir iz kalmasın.
Faş eyledim O’nu kalmadı oğrun
Hepsini götürün, biraz kalmasın.

Ferdayı karanlık görmemek için
Dümdüz edin O’nu, çiğneyin geçin
Heykelini yontup durmuşum hiçin
Yıkın, inancımda maraz kalmasın.

Artık dönüşü yok, bu kesin karar
Sizlere kâr olsun ettiğim zarar
Mümkünse bu türlü maziden firar
Dünler bugünüme uymaz, kalmasın.

Yalana karıştı, gitti doğrular
Birikeni birden çaldı uğrular
Başımı kemirip durur ağrılar
Kurtarın, fikrimde çıkmaz kalmasın.

 

Yusuf Özcan

Metruk

Önce unutulmuş, sonra unutmuş
Hamuş, durgun, metruk…. Bizden ötürü…
Mazisi pek parlak, örtse de türap
Kokmuş, otlu, çürük…. Bizden ötürü….

Dışarıdan heybet, içinde afet
Taşında zarafet, bizde yok hayret!
Bir tekbire hasret uzun bir müddet
Sıkılmış bir yumruk, bizden ötürü…

Gözlerin önünde çökmüş kubbesi
Sindirmiş yavaşça şehrin midesi
Derme çatmalarla dolmuş çevresi
Dört yanı uyduruk, bizden ötürü..

Şehrinden itilmiş kenara, uzak
Toprak olmuş gözler, çekilmiş ayak
Solarken sülüsler, çarşılar parlak
Yok önünde kuyruk, bizden ötürü…

Abidsiz mabede dönmüş içerde
İçine kapanmış olduğu yerde
Kimse etmez secde, gelen içer de
Şaki, küskün, buruk; bizden ötürü…

Yusuf Özcan

Yanılgı

En acısını biz seçtik, bilmeden
Cimri kesesinde duran altındık
Ya da bize öyle geldi, aldandık
Belki sevdiğinden, biz öyle sandık
İlk fırsatta deldik, düştük keseden

‘Nereye olursa’, düştük bir yola
Cimri kendini er geç toparlardı
Altındık, görenin gözü parlardı
Bizi başlarına taç yaparlardı
Dar gelen keseden çıktık ya bola.

Biz değil miydik o kaderi yırtan
Kazanç, eskisinden beter bir yeni
En çok nankör özler yitip gideni
Kibre, hırsa mağlup olduk aleni
Gömüldük, kalmadı farkımız taştan.

Yusuf Özcan

Korkaklık Töresi

Çare arar durur, amacı olan
Zamanı anlatan bir mum görünür
Son ışık da sönüp, gece ses versin
Emel yıldızına lüzum görünür

Büyüyüp büyüyüp korkutur Sırça
Sızmaz bulutlardan yıldız bir parça
Değmezse geceye o billur fırça
Bir fiskelik bela, zulüm görünür

Gözler görmez olur, boşa payeler
Korkuyu körükler sönük sayeler
Dolaşır havada kof hikâyeler
Bu halde pis yüzler masum görünür

Birileri düzen kurar zor zekat
Rüzgar da koparır canları fakat
Pek azı sefere yetirir tâkat
Savaş kaçkınları mazlum görünür

 

Yusuf Özcan

Duman

Sesler karardı, lakin bir inat yankı tüter
Kovalar sükûneti, kavgası dünden beter

Eller kavidir, belki devreder kıtaları
Örtülmez yıllar yılı o en kesif hasarı

Kan dökmek maksadıyla bilenir her kelime
Dokunduğu engeli etmeye lime lime

‘Söylenince bitecek’ mi diyorlar teessür
Çığlıklar koparacak, artıracak hem tesir

Yunus’un sözü olsa, bal ediveren zehri
Ne çare bir yüreğe asla işlemez sihri

O yürek ki, bir zaman çırpınan avucunda
Artık el yetmez oldu, bir kal’anın burcunda

Sözler ve umum güçler karşısında ne aciz
Bir lekedir bu sefer, anıldıkça muacciz.

Yusuf Özcan

 

 

Pespaye

İstemedim sizden, süslü gerçeği
Kuşa dönmüş dini size bıraktım.
Kabuğunu kırdım türlü belanın
Kanadım, içini size bıraktım.

Ezer kem bakanı, bir hadsiz gaye
Yaklaşan benliği örtecek saye
Bir gönül kâfidir, istemem paye
Biri aldım, bini size bıraktım.

Bir cömert ticaret, cezp eder aklı
Her sözün ardında bin hinlik saklı
Düştüm, kalktım, gördüm; yollar tuzaklı
Bağışladım, kini size bıraktım.

Boyun eğmeyene, saldırın hadi
Benle de kızarsın, şu yeşil vadi
Başkasına satın o boş vaadi
Bir sürü bedbini size bıraktım.

Bırakın tek bana üç yaprak yonca
Hırsınız kalbime takmasın kanca
Yetmez tabi olsa kurt, kuş, karınca
Şeytanı ve cini size bıraktım.

Koşar bir yanınız şöhret peşine
Kıyar bir yanınız öz kardeşine
Tükürdüm mazinin mel’un leşine
Ben vurdum, defini size bıraktım.

25.05.2015

Yusuf Özcan

Sitare

Kaç yıllık yoldasın şimdi Sitare ?
Kaç yanlışım bir doğruyu getirir?
Bütün mülküm talan olmadan görün
Korkum zaman bir uğruyu getirir.

Bir ufak söz yetti, yollar darıldı
Ardına düştüm de, ayak yarıldı
Her yan akrep doldu , yılan sarıldı
Her adımım bir ağrıyı getirir

08.09.2013

Yusuf Özcan

Fildişi Kule

Fildişi kule mi, kuyu dibi mi?
Mahkûmu biz miyiz, yok sahibi mi?
İçeriden görün, mezar gibi mi?
Kesin olan şu ki; burası ıssız

Karadır gönlümüz bizim, korkunçtur
Yahut erişilmez bir yüce burçtur
Yaklaşır, girmezler, belki de suçtur
Geldikleri gibi giderler, sessiz

Yusuf Özcan

 

Bursa’m

Gözün ışıl ışıl yanar dururmuş
Kalbin hızlı hızlı hâlâ vururmuş
Sevincin kimlerin payına düşer
Yüzünde gördüğüm gün siması mı?
Bir başka alemin yansıması mı?
Şarkını dinleyen büyüne düşer

Çok görürken şimdi bana bir ânını
Kimler için yağmur ettin kanını
Kime hazırladın pak divanını
Yağmalatmak için yeşil yanını
Ödül elin hangi huyuna düşer?

Sümbüllü’de kime sunarsın şerbet
Yıldız’da az bensiz olsun muhabbet
Sende olacağım yeniden elbet
Kaybedecekleri az daha cezp et
Gölgem serin, narin suyuna düşer

Sarf-ı nazar etme, bu değil denge
Benimseme eli, dönme kar renge
Durduğuma bakma, ant içtim cenge
Bursamsın, gelirsin benle ahenge
Yakın, gönlün Türk’ün yayına düşer

 

Yusuf Özcan

Gezgin

Zamandan, mekandan kaçmak uzağa
Muhtemel, mümkün mü cevap aramak
Nefesin yetmezken koşmak çerağa
Gerçek olmasa da serap aramak

Gizler ulu orta, can sere serpe
Korkular heyula, umutlar körpe
Endişe kök salıp, sarmadan sarpa
Kurtuluş muştulu kitap aramak…

Gün koşar zevale müthiş bir hızla
Bağlar törpülenir sitemle, nazla
Soğur hava, gökler kaplanır buzla
Bir umut sevgiye türap aramak

Muvakkit, nerede o mevud nefha
Esmiyor, asırlık şu hazin safha
Lazım olan yalnız bir ânlık reha
Otlu yolda harap bitap aramak

Bitaraf, bihaber koysaydın mâdem
Neyi bekliyorsun, dolsun mu vadem?
İrkilmez olacak hani iradem
Kanı saçılmamış mihrap aramak

Muhyi, senin sıran değil mi hâlâ
Adın olmadı mı şimdi de ilâ
Hakkıyla görün de dağılsın bela
Kolay mı dehlizde sevap aramak?

Sarp kayalar ardı, sürer mi sabrın
Rakip beni tahrip ederse yarın?
Artık insaf et, pür merhamet sarın
Başlı başına bir azap; aramak

Işık ölgün, gönül epeydir bezgin
Duyulmasa nefes alınmaz ezgin
Nereye gidecek daha küs gezgin
Sevgine değmez mi Çalap; aramak?

Yusuf Özcan

Dilekçe

Eyyamından biri olmuyor nasip
Ünsiyetin biraz kıymeti yok mu?
Sustu, gıyabımda bir hüküm kesip
Ödesem yine de, diyeti yok mu?

Bistamı arza ben kadirim yalnız
Bir muhip bulmakla irazı nedir?
İthamları mümbit, iltifat cılız
Em ararım bilsem marazı nedir?

Lehime ifhama etmem tenezzül
Bir özümü tartmak, ayıp değil mi?
Dosta zarar gelse, yine bana zül
Ondan giden, benden kayıp değil mi?

Ben bilmem terennüm şivebâz gibi
Anlamazsa, derim ‘gönlü saf değil.’
Hamuşandır hanem, sürer tahribi
Daha söyleşemem, el Âsaf değil.

Yusuf Özcan

Bayrak Düşünce

Tohumu elinde tutma evladım,
Toprağın gönlüne bırak, beklesin
Ne yana olursa atıver adım
Meyus olma, deme ‘kurak, beklesin’

Düşünme ne zaman verecek filiz
Yürüyen olmasın aç hele bir iz
Vardır bir bildiği, şimdilik biriz
Yürü, ne yakın ne ırak beklesin

Haklısın kitapla kopuk bağımız
Yetmez kavurmaya bizi yağımız
Kandil heyecansız, yok çerağımız
Razıysan bu hale, bayrak beklesin.

Yusuf Özcan

Zulame

Dünya aynı dünya, elbet seyrinde,
Bu hikâye bildik, hatırlatayım.
Sen gitsen de, Berin kalır derinde,
Direnmeyeceğim, var okum yayım.

Terk etti diye mi bizi Mutebir,
Yalnız koyar oldu bu kafi bizi?
Tek kalmak korkutmaz, yok bizde kibir,
Kucaklar bir anne insafı bizi.

Çarmıha çaktınız, gülünüz içten,
İlk şımartacağım, kolay zaferle,
Senin ki ticaret, olamaz içten,
Kurduğunuz tez bir olacak yerle.

Gerçek, mevud çoktan geçmişti ele,
Sonda çelme takan değil rehavet,
Aşkımız hız verdi, ettik acele,
Çok şey öğretecek bize bu halvet.

Merhamet gözünden silinmiş, konuş,
Yabancı inanır, kaçar aşina,
Nefret saçarak gez, bir süre kokuş,
Bir gün her ettiğin, çıkar karşına.
.
Fazlası israftır, söz nafiledir,
Bizdeki inanç saf, yağdı buluttan,
Nen varsa alıntı, hem laf iledir,
Durdum ben burada, çıkmam huduttan.

Yirmi beşse temmuz, on beşse eylül,
Benim de kesemde, saklıdır zafer.
Bulamayacaksın o gün taallül,
Göreceğim o günü, geçse bile fer.

Yusuf Özcan

Tacir Düşünce

İhtiras, almaya mağrur surları
Harcattı eline ne geçtiyse dün
Övünecek alıp mevud diyarı
Kuşattı, eline ne geçtiyse dün

Yenilgi gelirken, daldı nazarı
Kesattı, eline ne geçtiyse dün
Kaygıya yenildi, açtı pazarı
Ve sattı eline ne geçtiyse dün

Aşağıdan saydı, sövdü yukarı
Fırlattı eline ne geçtiyse dün
Gel edince biri, unuttu arı
Fırsattı, eline ne geçtiyse dün

Kayboldu, alayım derken hisarı
Fesattı, eline ne geçtiyse dün
Dost kanıyla tasdik etti inkârı
İfrattı, eline ne geçtiyse dün

14.09.2014

Yusuf Özcan

Perde Düşünce

İçten içe çöken ahşap evlerde
Yaşananlar ile kesişti yolum
Açılır duvağı çıkınca perde
Son konuk gidince, gülümser mazlum.

Artık evi yoran tiz sesler susar
Duvarlar eğreti boyayı kusar
Zamanla ne varsa yutacak pulsar
Öncesi pek güzel, sonrası malum.

Yusuf Özcan

Hafî

Durma kar, özleme bu değil reva
Örtüver üstünü çirkin ne varsa
Bir kez geldin bize, olma berhava
Meydana çıkarır terkin, ne varsa

Erime, sabırlı ol çiğnenince
Zevalin tez olur kalırsan ince
Pes etmesen, âlem olur kendince
Tertemizsin diye, pürkin ne varsa.

Yusuf Özcan

 

Sustuğu Saat

Değiştirme hemen, şarkımız kalsın
Hatırlatsın biraz, ‘Vardı O’ desin.
Ne olmuş gideni getirmiyorsa,
Yalnız geçti bir yaz, ‘Vardı O’ desin.

Yazdığı satırlar, sustuğu saat,
Şu kapı, kuru gül, çerçeveden hat,
İster dile gelip bütün kâinat,
Daha canım yanmaz, ‘Vardı O’ desin.

Yusuf Özcan

İntihal

Suçlusun, şiire hapsolacaksın
Pişman olmuş, geri dönmüş halinle
Dillerde gezecek, hep solacaksın
Gülümseyeceksin, son mecalinle

Kaçamazsın, bir kez oldun ya tuğyan
Hemen tanıyacak seni, okuyan
Suçun bilinecek, etme sen beyan
Arana girecek ham hayalinle

Senin olmayanlar sırtında kambur
Göz yumsa da biri kalınca mecbur
Büyüyecek, birden kaçacak sabur
Kalacaksın birgün intihalinle.

09.11.2014

Yusuf Özcan

Süreğen Düşünce

Kimseye anlatılamayacak
Hatıralar biriktirmeye gidiyorum.
Susulamayacak susmalar bende kalacak.
Yalanlarla karalanması gereken gerçekler
Benden medet umacak.
İstediğimi yapmak uğruna istemediklerimi yapacağım.
Gitmeler tasarlayacağım,
Olmaktan nefret ettiğim yerlere.
Çıkacağım yola en olmayacaklarla.
Canım en çok sütleğen çekecek,
Canımı çeken ne bilmeden.
Durulmayacak yerlerde duracağım üstelik

Bilinmeyecekleri bildiğimi bildirmeyeceğim
Bildirmedikçe hadsizliklerini bildirecekler.
Sabır tavsiye edecek magazinel suretler bile
Sabır bu kadar dile düşmüşken
Sabır olmayanları sabır sananlara sabretmekten geliyorum
Kaldırmamam gereken yasaklı bir elim var, bir süre.

Kapıdan muzdarib olacağım en çok
Yanlış bir zamanda kapanacak
Yanlış zamanlarda açılacak.
‘Her yer duvar olsa ne güzel olurdu’ diyeceğim
Her yer duvar olmaz oysa, bir umut var olur hep

O umut için yaşayacağım.

Yeni Şehirde

Işığı söndürüp geceyi dinle
Yalnızken, bir yeni şehre düşünce .
Bir şarkıya başla titrek sesinle
Gösterme yüzünden katre düşünce.

Yeni evin, eski izlerle dolu
Yabancıyla tanış kapının kolu
Unuttur evine, sil sağı solu
Senin olur, kirler yere düşünce.

22.09.2013

Yusuf ÖZCAN

Yorgun Düşünce

Hiç haber yok hâlâ, hava karardı
Gündüz susan, akşam seni anmaz ya.
Muammaya döndü, yorma, boş ardı
Halini düşünüp içi yanmaz ya.

Gecedir uyu, elden gelmez hayır
Yer düşmez, onu kayır bunu kayır
Kes bedeninden tokları sen doyur
Sineğe dek yese yine kanmaz ya.

Beyhude söyleme, kaç ağır sözden
Anlamaz hayata kör, sağır sözden
Beyler duymaz, dostlar alınır sözden
Duysa ne, işinden kul utanmaz ya.

11.11.2013

Yusuf ÖZCAN

Güz Düşünce

Kitap yaprağını sen, yel yaprağı
Çevirirken gelir, sarsar dimağı
Yapraklar ne dolu, ne yüklü gemi
Gelir, alır, verir, giden denge mi?
Birisi anlatır menkul mihengi
Diğerinin söyler vakti rengi.

Sonunda, yayılır bir güz ağrısı
Gün gelmiş, sabahlar matem sarısı.
Şimdi de arının ayağı siyah
Erken…Mahcup, inler usanmaz seyyah,
Dönerdi eskiden bakıp yıldıza
Gök tenha, döküldü yıldız da keza.

Kuşlar korkup kaçmış, çağrısı sönük.
Yolunu kısalttı, kuzeye dönük
Pencerenden artık girmez oldu gün.
Kalk demiyor, yorgun, ışığı ölgün.
Yordukların, alıp alın terini
Soğuğuyla titretip de içerini
Bakar sana ‘yıldan ne kaldı?’ diyerek
Verecek tatminkâr bir cevap gerek.
Tekrarlar yel, yaprak çarpıp yüzüne
Bakar kazancına, bakar cürmüne
Eğer, harcandıysa yaprak şaşaya
Artık anlat derdini Marko Paşa’ya.

 

Yusuf Özcan

 

Ey Nefsim

Sen bir gözünü kapat
İlham ardından gelir
Ya da bak, etmez ispat
İtham ardından gelir

Sen gül, şen kahkahanla
Neş’e ardından gelir.
Ya da boğuş zindanla
Köşe ardından gelir.

Sen ikram et kârsız
Kazanç ardından gelir
Ya da saldır nadarsız!
Utanç ardından gelir.

Sen çiçek açmana bak
Yaprak ardından gelir.
Ya da mezara bırak
Toprak ardından gelir.

Sen bilgini bir anlat
Uyan ardından gelir.
Ya da herkese halat…
Şeytan ardından gelir.

Sen yürü nezaketle
Rıza ardından gelir.
Ya da dur meskenetle
Ceza ardından gelir.

İster de, ister sakla
Yazan ardından gelir.
Ya da kendini akla
Mizan ardından gelir!

19.08.2013

Yusuf Özcan

 

Savaş Bitsin, Güzel Görünür

Savaş bitsin, göğü izleyeceğim
Belki gök bu sefer güzel görünür.
Savaş bitsin, ateş yağmasın gökten
Aydan süzülen fer güzel görünür.

Savaş bitsin, yaşam harcandı hiçe
Hırs bizi mahvetti, yaşasak rintçe
Kurşun değil, kuşun sesiyle bahçe
Saksı olsun miğfer, güzel görünür.

Savaş bitsin,çıksın da vahameti
Tamiri var daha bu kıyameti
Mezarlara yetmez çiçek demeti
Sanılmasın zafer güzel görünür.

Savaş bitsin, yeni bir çağ başlasın
Kula kalsa, gelmez arkası yasın
Vahyi geldi, vakti midir halasın?
Reha için sefer güzel görünür.

Yusuf Özcan

Suç Küpe Çiçeğinin

Ah, alacaklının eline düştüm
Girmezdim bu yola, küpe kahrolsun
Bir kızıllık dedi ‘gel’ yürüdüm de
Çelme taktı sola, küpe kahrolsun.

Kayıverdi ayak, dikkate rağmen
Takıldım bir ağa, kötü söz demen
Börtü böcek, birden oldu egemen
Bari son hayrola, küpe kahrolsun.

Kınamıştım ben, aman durun siz
Bir sözüm bin eder, ne yaman faiz
Asudeyim, çünkü haksızlık bariz
Çıkamam ben bola, küpe kahrolsun.

Razıyım olacak, tez olsun gayri
Ne’m varsa alsınlar, görmezler hayrı
Düşerse düşsün can bedenden ayrı
Girdi ecel kola, küpe kahrolsun.

Yusuf Özcan

Yağmura Emanet

Çiçeği solup, gül yeşil kalınca
Pespaye otlardan farkı yok diye
Sevenleri yeni çiçek bulmuştur
Ölmez, tufeyliden şarkı yok diye.

Bir eken olmadı, topraktan taştı
Bakan güzel görsün diye uğraştı
Bugün mevsimlik ot boyunu aştı
Sergilenmek için parkı yok diye.

Yağmurlar besler mi, gök ağlamaklı?
Kimsesiz, insanın kalıyor aklı
Kıymetli, dalında al çiçek saklı
Kurumaz umarım arkı yok diye.

Yusuf Özcan

Srebrenitsa

Karşımıza bin yıllık kinle geçtiniz, gördüm
Atalarınız güzel söz bırakmadı mı hiç…

El bağlı masumlara kurşun saçtınız, gördüm
Merhametten yana bir cüz bırakmadı mı hiç…

Siz yine bir oldunuz, kanlı haçtınız, gördüm
İslam milletlerinde ‘biz’ bırakmadı mı hiç…

Şehitlerin üstüne basıp geçtiniz, gördüm
Ayağınızda kanlar iz bırakmadı mı hiç…

Susadınız ve kandan alıp içtiniz, gördüm
Vicdanınıza ateş, köz bırakmadı mı hiç…

Mezarlarımızı da toplu açtınız, gördüm
Hırsınız ovamızda düz bırakmadı mı hiç

Bizi katledip hangi yöne kaçtınız, gördüm
Tarih terekecide yüz bırakmadı mı hiç…

 Yusuf Özcan

Dost Dökümü

Bir parça derdimle şaki olan dost
Neden yüreğimi köz edip gittin?
Fani bedenimde baki olan dost
Uzaktan ne fena söz edip gittin.

En güzel demimde aki olan dost
Güzelliklerini yoz edip gittin.
Sayemde hayali vaki olan dost
Kum mandalamızı toz edip gittin.

Yusuf Özcan

Pamal

Alıştırdı beni zaman, neyse ki
Sonra ne var, ne yok aşikar bana.
Provası çoktan yapılmış duygu
Ne kadar erken, o kadar kâr bana.

Bir filmde, şarkıda vardır benzeri
Sıradan, kopya hal; pamal üzeri
Bir kul, küstürmedim ya peygamberi
Hiç bir türlü olmaz, tehditkar bana.

Şimdi kime sorsam gösterir, mutlak
Birazcık görünsem ben allak bullak
Şablon teselliler, duyacak kulak
Yormayım, yakışır hem vakar bana.

Ben kendine düşkün, o çoktan razı
Bulaştıysa bir kez firak marazı
Gideyim, dengeyi bulmaz terazi
Çok zarar vermeden bu sakar bana.

Yeniden de…

Kapanan kapılar, açılan kapılar
Açılan kapılardan sızan ışıklar
Işıkları boğan derin karanlıklar
Karanlıkları evimize getiren eller
O elleri güzel gösteren aşklar
Aşklarını şiirleştiren şairler
Şairlere ilham veren yaşanmışlıklar
Yaşanmışlıkları hiçe sayan vedalar
Vedaları gözünde büyüten saplanmış ruhlar
Ruhların terk ettiği bedenler
Bedenlerinin güzelliğine aldanan sevgililer
Sevgili eliyle açılan kapılar
Açılan kapılar, kapanan kapılar
Kapanan kapılar, açılan kapılar
Açılan kapılardan sızan ışıklar….

 

Yusuf Özcan

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑