Duvarın Öte Yüzünden

Duramaz bir yerde uzun soluklu
Kök salacak toprak bulunmaz şimdi.
Ayrılmalı, şehri alnından öpüp
Bundan güzel şafak bulunmaz şimdi.

Yosunlar sarılır akan nehirden
Zaman katılaşır, biraz tehirden
Yitiğini sorar yoldan, şehirden
Menziller pek uzak, bulunmaz şimdi.

Dinleneyim dese yükselir duvar
Dünde kor, göstermez yarında ne var
Nereye yönelse, başından savar
Feryat duyar kulak bulunmaz şimdi.

Alçaktır esasen, aşılmaz yine
Hiledir tuğlası, türlü bahane
Usu boğar, düşman eder özüne
Örülüdür tuzak, bulunmaz şimdi.

Çiviler yerine, bağlar büyücü
Tüketir dağları devreden gücü
Razıysa, çağırmaz olsun mu öncü?
Gökte tüter sancak bulunmaz şimdi.

 

Yusuf Özcan

 

Reklamlar

Sabah Duam

Bana göz nasip et, görsün etrafı
Adın anılınca katre bulayım.
Bırakma göklerden, şu sönük gözle
Yönüm belli olsun nere, bulayım.

Kulak ver, duysun kimin derdi var
Muhtaçla arama ördürme duvar
Sağır diye, suskun olmadan civar
Pak adım düşmeden yere, bulayım.

El ver, gücü yetsin etmeye inşa
Çalmasın elimden güç, münakaşa
Aklımdan geçenler gitmesin boşa
Eser bırakacak süre bulayım.

Dil ver, savurmasın hikmetsiz, kof laf
Kurusun zerk etse gerçeğe hilaf
Haklının yanında tutsun daim saf
Bir sözle kalplere çare bulayım.

Yusuf Özcan

Ovanın Öcü

Ayağını yere öyle vurma sert
Kutuz’un şerefi yerin altında
Yutmuştur bu ova yenilmezleri
Zalimin selefi yerin altında.

Kaybetti burada gözü Calutlar
Parmak sallayamaz bize haydutlar
Anlatırız, anlar hasta angutlar
Kendi ve hedefi yerin altında.

İçmiştir bu ova nice kızıl su
Burada kaç sefer kuruldu pusu
Ne kendi kazandı, ne de ordusu
Olacak halefi yerin altında.

Yakar, yok ederler doğar yeniden
Korkmaz kadim toprak korkak faniden
Alacak öcünü er geç caniden
Temizler çirkefi yerin altında.

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

Yitik Umgu

Giden yok yanına, canı da çıksa
Derler; kendi kime konuk oldu ki?
Dökülse kanları dur diyen olmaz
Kimin yarasına  kabuk oldu ki?

Derdi; insan muhtaç, daim sevgiye
Bin puldur, içinde yoksa hediye.
Kapısın kapattı bilmem ne diye?
Ne değişti bize soğuk oldu ki?

Dermiş; gelmesinler, temiz kalsın ev
Kire dokunmadan yaşamak ödev
İçin kaldırırsa gel bunları sev
Adam sayılanlar bozuk oldu ki…

Bazen nezaketen etmiş iltifat
Kepaze doymamış, ummuş şatafat
Katran şeker sanmış, aşınmış sıfat
Böylece kirpiler pamuk oldu ki…

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

Selâmetle

-Rahmân’ın kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin ‘Selâmetle’ derler geçerler. (25:63)

Koşar durur; düşer peşine yıllar
Bir güçlü yürektir, sahip olduğu…
Çığlıklara duru sözle konuşur
Eğilmez gerçektir sahip olduğu…

Yola teslim, tutar dilinde virdi
Yüzünü yalnızca halka çevirdi
Fikre engelleri yıktı devirdi
Bükülmez bilektir sahip olduğu..

İlmek ilmek işler ömrü ihlasla
Yüreği temizlere olur pusula
Sözünü ölçmeden söylemez asla
Dilinde ölçektir sahip olduğu…

Kendini düşünse kolaydı uzlet
İstiyor yetişsin, bir âlim millet
Devralsın zamanı dolunca mühlet
Yorulmaz emektir sahip olduğu…

Demez bir kimseye ‘aleyhi’l-lâne’
Yaklaşır düşmana yine dostâne
Duymaz, dinlemezler etmez bahane
‘Selâmetle’ demektir sahip olduğu…

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

Gelir, Geç Gelir

Bahşet ki bir parça, kimsin bilelim,
Bugünlük verirsen, nan uçar gider.
Doyunca doymalı, kalmadan bir aç,
Şeref kabre azık, şan uçar gider.

Düşeni yer, lâl yer demez yerini,
Berin bizi bilmez, biz de Berin’i.
Bulduk derken, verir bin beterini,
Konamaz bimekân, han uçar gider.

İz sürer Tepegöz, besler Ehriman,
Göz bağışlar ona gözünü yuman.
Kimin izindesin söylemez zaman,
Yakma kimseyi tek yan, uçar gider.

Renkleri söz etsek teferruatla,
Tahayyül edemez gözsüz, inatla.
Yoruluruz birden, çıkan imbatla
Buluta yüklenir can, uçar gider.

Kendini kaybeder kendinden emin,
Zafer çığlıkları atarken demin,
Bir taşa bakarmış gözleri kemin,
Yığılır gözleri kan, uçar gider.

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK

Mağlup

Daha önce niçin görmedim, niçin?
Dolaşan adımlar yönünü buldu.
Barış teklifine gelmedi elçin
Kuşattım çevreni, sabır yoruldu.

Bağa girilmezmiş olmakla gülçin
Sonunda kazancım dikenin oldu.
Mağlubiyetimi gizlemek için
Adın bir Nagehan, bir Berin oldu.

12 Nisan 2013

Yusuf Özcan

Kahramanlar Geçidi

Sonundan başladım bir söze daha
Yakalanan suçlu kaçan kahraman
Değişmeden töre varmaz sabaha
Zayıflar mezarda, şişman kahraman.

Asırlar var, bizde  yüksekler alçak
Ustalar tasmalı, baş olur çırak
Harmanı bitirir, döküp saçarak
Buğday ayak altı, saman kahraman

Gecede iş görür, âlem uykulu
Gündüz de göremez bir Allah kulu
Varsa bu büyünün ilmi, okulu
İlan edin beni Falan Kahraman.

Kadılar tetikte dokunsam şayet
Suçum ayan beyan, sabittir gayet
Affı mümkün değil versem kırk diyet
Onlarda nasılsa, pişman kahraman.

Bin kahraman düşer metrekareye
Elini sallasan değerken beye
Nasıl oldu hasret kaldık neşeye?
Sebep benim, kızma aman kahranan.

Ne desem ne etsem yazıldı günah
Gözyaşlarım bile sayılır silah
Kardeşin elinden yerim olur çah
Doğrular suçlu, göz yuman kahraman.

Taşı, toprağıyla bizim bu vatan,
Bitse de ömrümüz ağarmadan tan.
Nasıl olur canı dişine takan,
Üretenler rezil, düşman kahraman?

Yusuf Özcan

Fikr-i Sabit

Beklerken kıyıda doğru bir vakit
Bırakmaz yerinde, savurur hallaç.
Nüans tartar daha, eder kırk tenkit
Ok gibi ayrılır, vurur dev kulaç.

Yaşamış tek bu an için bin yılı
Bir noktaya doğru tüm yürüdüğü.
Bir Ülkü’dür, durur cana çakılı
Göz dikip Ülkü’ye kanatır göğü.

Kalır belki sütuh, yitik bir ceren
Birden yolun sonu çıkarsa hiçe.
Az olur, menzilde maksuda eren
Yine koşsun dağda, çökmesin içe.

Gün solunca, seher vurur ona cila
Rengini göstersin diye kızıl gül
Her sabah süslenir taze umutla
Dilermiş şifa bul, gamdan ayrıl, gül

Yusuf Özcan

Can Düşünce

Bitmez öksürükler, kesik nefesler
Yanan ciğerimi unuttur bana.
Çatallaşan, boğuk titrek sesler
Kısa kaderimi unuttur bana.

Canım bitene dek oldum dişlisi
Suç bende, soludum dumanı isi
Anladım alınca bu havadisi
Kendi eserimi unuttur bana.

Sadık yârim toprak gitti en önce
O narin nehirler; çöle dönünce
Yeşil şehirlerim oldu işkence
Beter ilerimi unuttur bana.

Sattın, yaktın, bozdun şeklini
Unuttun aksini emreden dini
Kâr etmek uğruna harcadın beni
Ucuz değerimi unuttur bana.

Bu ülkede yaşam her zaman zordu
Hava Sarıkamış’ta yutmuş bir ordu
Yazgı bir, benim de içimi yordu
Dumanlı yerimi, unuttur bana.

Süngüyle savunmuş Şehit vatanı
Cennet diye sevmiş, vakfetmiş canı
Ne denir, yerimiz yakında yanı
Şu soğuk terimi unuttur bana.

Akla gelmez oldu, candan gayrisi
Morfinle geçmiyor, derin ağrısı
Magazin haberi, gündem kaygısı
Bul da içerimi unuttur bana.

Yusuf Özcan

Gezgin

Zamandan, mekandan kaçmak uzağa
Muhtemel, mümkün mü cevap aramak
Nefesin yetmezken koşmak çerağa
Gerçek olmasa da serap aramak

Gizler ulu orta, can sere serpe
Korkular heyula, umutlar körpe
Endişe kök salıp, sarmadan sarpa
Kurtuluş muştulu kitap aramak…

Gün koşar zevale müthiş bir hızla
Bağlar törpülenir sitemle, nazla
Soğur hava, gökler kaplanır buzla
Bir umut sevgiye türap aramak

Muvakkit, nerede o mevud nefha
Esmiyor, asırlık şu hazin safha
Lazım olan yalnız bir ânlık reha
Otlu yolda harap bitap aramak

Bitaraf, bihaber koysaydın mâdem
Neyi bekliyorsun, dolsun mu vadem?
İrkilmez olacak hani iradem
Kanı saçılmamış mihrap aramak

Muhyi, senin sıran değil mi hâlâ
Adın olmadı mı şimdi de ilâ
Hakkıyla görün de dağılsın bela
Kolay mı dehlizde sevap aramak?

Sarp kayalar ardı, sürer mi sabrın
Rakip beni tahrip ederse yarın?
Artık insaf et, pür merhamet sarın
Başlı başına bir azap; aramak

Işık ölgün, gönül epeydir bezgin
Duyulmasa nefes alınmaz ezgin
Nereye gidecek daha küs gezgin
Sevgine değmez mi Çalap; aramak?

Yusuf Özcan

Erdi Sonunda

Yücesin derdi ya, ermezdi aklı
Doldurdu bir kaba erdi sonunda.
Borçsuzdu, uçan kuş  da alacaklı
Oturdu hesaba, erdi sonunda.

Bilir anlamazdı hakikatini
Bir vermeyen, verse milyar katını
Karşılamaz kaçan bir rekâtını
Bir hiçliğe çaba erdi sonunda.

Sabrın yüce, gezer bunca bihaber
Kaldı mı katında tek bir muteber?
Kollandıkça inkâr, kayboldu Rehber
Cümlemize veba erdi sonunda.

Göklerden ahvale ağladı İlyas
Bakmadın, yüzüne yer ederken yas
Anladı gerini sabrından kıyas
Yıllar oldu heba, erdi sonunda.

Yapılandan asla etmez şikâyet
Pamuklardan kılıç dövdü eziyet
Demirden ruh bilmez hiç teslimiyet
Kıl boyun kasaba erdi sonunda.

Sabrın yaşatmıştı, varken duacı
Encamı zalimin ölüm ilacı
Altına gömdüler nehrin Haccac’ı
Ol kudret türaba erdi sonunda.

Yücesin derdi ya, ermezdi aklı
Doldurdu bir kaba erdi sonunda.
Borçsuzdu, uçan kuş da alacaklı
Oturdu, hesaba erdi sonunda.

Yusuf Özcan

Aslan Yatağı

I

Elden gelmez, güç yetmez, dile kaldı
Gittin, yüzsüz sütüne hile çaldı.
Örfü bilmez, yakışmaz yeri alan
Gem vuramaz heceye geri kalan.
Sitaresiz geceye sabah derler,
Bizden çıkmaz mı yine agâh erler?

 

II

Bir sayılır kapımda alçak, yüce
Gelsin yeter, yâr benden, ağyar benden.
İster gündüz uzasın, ister gece
İkisi de kendini sayar benden.
İlmi vardır; incinmez kalın, ince
Nabza göre şerbete ayar benden.

 

Yusuf Özcan

 

Denizden Gelen Mektup

Işık salonlarda şölen yaparlar
O vals havaları  duyurmuyor mu?
Çarpardı gecede bir yol ararken
Dağların rüzgârı duyurmuyor mu?

Bize ıslık çalar, dilleri sivri
Oralarda mahmur, unutmuş cevri.
Şehre ulaşınca başka mı tavrı,
Binlerle bîmârı duyurmuyor mu?

Ardımızdan eder dua kilise
Camilerden ses yok, ırak hadise.
Heyhat, güzel haber varmış meclise
Çare mi inkarı, duyurmuyor mu?

Uğursuz var diye, çekerler kura
Atarlar denize gelince sıra
Gelecek başlara bu, dura dura
Çekmeyen zararı duyurmuyor mu?

Yusuf Özcan

Anlaşılsın

Enkazın altından, ses ver kardeşim
Diri mi, ölü mü; bir anlaşılsın
Konuş, tek teline zarar gelirse
Dağıt bir şeyleri, kır anlaşılsın.

Su kayaya çarpar, bağırır sular
Susan kayayı yer derin uykular
Açmadan bağrına derin kuyular
Hızsızlara karşı dur, anlaşılsın.

Sustukça fırsatçı çevirdi dümen
Birini bin etti, milyona rağmen
Bugün bile geçtir, ayaklan hemen
Hesabı eksiksiz sor, anlaşılsın.

Kaderi çizersin kendi gücünle
Oyalarlar seni sazla, düğünle
Hoş sözlerini tart akıl gözünle
Yüzlerin ardını gör, anlaşılsın.

Sergile cevheri, artık yeridir
Tunç bileğin yeri, göğü eridir
Sen yücesin, soyun Hakk’ın eridir
Korksun seni gören hor, anlaşılsın.

Ekmeğine kırk kez kuruldu tuzak
Asla yenemezler, dostunken Rezzak
Keser, öz davandan düşersen uzak
Hakk için, halk için vur, anlaşılsın.

 

Yusuf Özcan

Göğe Bakacağız

Son irkilmeler de söndü kalbinde
Sonu zararıma, oyundan bıktım
Kürkçü dükkanıydı, çıktımsa kaç kez
Göğe bakacağım, kuyundan bıktım.

Hayır, beni sayma, bozuk niyetin
Hayır, gücüm yetmez duvarın çetin
Hayır, aynı siyah sonu gayretin
Geceler büyükmüş boyundan, bıktım.

Onları tanırsın, her dem överler
Aydın yanındalar,  çok da severler
Başkası gereksiz, sana yaverler
Nihayet havandan, suyundan bıktım.

Gölgenden uzakta ışık bulmaya
Bihaber, yazgından uzak olmaya
Ömrümün sonunda nefes almaya
Gidiyorum, hile huyundan bıktım.

 

Yusuf Özcan

Fasık-ı Mahrum

Eline bin yılda bir fırsat geçti
Kullan elbet, baban kimmiş bilinsin
Sergile olanca görgüsüzlüğü
Kaçsın sırtlan, yaban kimmiş bilinsin

Ölelim, kaçmasın yeter rahatın
Pissin, kokacaksın, bu tabiatın
Utanma, yok senin hiç kabahatin
İrin neymiş, çıban kimmiş bilinsin

Adam olma erdin diye kırkına
Diğergamlık neymiş, varma farkına
Kes gitsin, engel mi anan çarkına
Bıçak kimde, kurban kimmiş bilinsin

Kükre minik, takın bir çalım kurum
Saldır, kalmasın halk şerrinden mahrum
Bildiğinden şasma, nedir uçurum,
İmam yürü, çoban kimmiş bilinsin

 

Yusuf Özcan

 

Çiftçiyi Satma Duzcuya

İyi kötü vardı işin ahengi
Dağıttı dengeyi, sattı duzcuya
Geldi açgözlüler, değişti rengi
Boş koydu bölgeyi, sattı duzcuya

Gözümüz o eski günleri arar
Tunç yumruk, menşei belirsiz karar
Kâr edene, dedi ediyor zarar
Çarpıttı belgeyi, sattı duzcuya

Gardaş ne anlasın, duzcu şekerden
Önceden işimiz biterdi erden
Giden römork çıkmaz oldu içerden
Bozdu çizelgeyi, sattı duzcuya

Pancar kalkmadı ki ekilsin tarla
Sahibi kaldır der, tarla icarla
Çaresiz savaşıp dururuz karla
Şehrime simgeyi, sattı duzcuya

Sefer Bey var olsun, olmuş sesimiz
Sözleri damlası, derdimiz deniz
Çiftçiyi, emekciyi zanneden keriz
Duymaz önergeyi, sattı duzcuya

Aradık Ankara, çaldı cevapsız
Devlet duzcununmuş, çiftçi sahipsiz
Bizi rezil etti, bir alay ipsiz
Şaştık yörüngeyi, sattı duzcuya

İşçisi yok, yığdık pancardan dağı
Sinek kanadından çıkardı yağı
İl söner, sönerse çiftçi ocağı
Başımda gölgeyi sattı duzcuya

Düşman gibi durur o beyaz inci
Yok üretme hazzı, hasat sevinci
Yok yarına güven, devlet bilinci
Verdi çekingeyi, sattı duzcuya

Beyler, çocuğunu görmez babalar
Sayenizde boşa gitti çabalar
Duzcu para vermez, artar ribalar
Duy bu bildirgeyi, satma duzcuya

Yusuf ÖZCAN

Duvar Saati

Yankılandı durdu, duvarlardan dudağa
Çok yalan söylenmiş, kayboldu gitti diye
Çöküverdi birden odaya ince saye
Yasaklanmış şarkı tuttu, düşürdü ağa

‘Sahipleri çoktan öldü fotoğrafların’
Tebessümler canlı, anıları var hoyrat
Tahassür alevi içinde, uçsuz tirat
Saniyesi donuk, aynıdır belki yarın

Kesilmiş kaskatı cumbalı ev de meğer
Bardağı, kitabı… kök salmış aynı yerde
Bir uçtan bir uca düşmüş ev aynı derde
Kirazın bilmez bir, günden kızıllık sağar

Yadırgar, eşyası ardından çöpe giden
Dilinin ucunda o ‘unut’ teranesi
Duymaz, kulakları perde, yankılı sesi
Yadigâr vermeyen, fayrap sevdada yiten

Sitare’den kalan, uzak uzak Nüveyre,
Hayal meyal, yalan yanlış bir yığın yazı,
Hamuşan hanesi olsa da bazı bazı,
Sisler kalabalık, direnişte var yere.

 

Yusuf Özcan

Dileğim

Bir sözün yüzüne döndü bin eza
Gelsin bin beteri, bağışla yeter
Gülsün diye yüzün ömrümü serdim
Tebessüm eseri bağışla yeter

Kırk yıllık yoldadır gece uykusu
Kabuslar yastığa kurmuşken pusu.
En güzel yerinde sızar kara su
Düşümden içeri, bağışla yeter

Her diyet, her ceza başım üstüne
Bin bela okudum doğduğum güne
Çağır da yanına, son ver sürgüne
Değiştir kaderi, bağışla yeter

Çağır geleceğim, dediğin yoldan
İster eşkıyalar sarsın dört koldan
İster hazineler serilsin boldan
Yok zerre ederi, bağışla yeter

Yusuf Özcan

Biz Bize

Sahibi değildik süslü şeylerin
Ve bize sahiplik taslayan yoktu
Gözümüz seçerdi akı karayı
Görürdük yarını, puslayan yoktu

Her kapı bizimdi, yoldan geçince
İkram, hürmet vardı yaşlıya gence
Bencillik, menfaat girmeden önce
Nankör olup, gözü ıslayan yoktu

Vurulmazdı öyle mıha, hem nala
Adl  de düşmemişti ite çakala
Hakkımızı satıp bir çanak yala
Beylere sırtını yaslayan yoktu

Bigane dolmadan şehrin her yeri
Gelse de sıkıntı tuzu biberi
Geçerdi, dost vardı candan içeri
Yüze gülüp, ize tıslayan yoktu

Yusuf Özcan

Gölge Düşünce

Uzamada gece, karanlık derin
Naza çekti güneş, hava da ayaz
Kurt kuş uyur, kalkma yokken haberin
Döver camı, güz bu, rüzgârı haylaz

Açma telefonu, yerin sıcaktır
İyilik için bu saatte çalmaz
Sokağa koşma, dur, belki yasaktır
Köprüler havada, daha açılmaz

İri gözlerinden dökmeseler yaş
Böyle yapmasalar, yayılmasa tez
Bilirler, düşersin yola canhıraş
Sabahı beklese, nedendir garez

İstemez gölgesi düşsün, sadığın
Yine gülsün o yüz, parlasın o göz
Görüp göreceğin dilsiz bir yığın
Rücu etti, göklere savrulmada töz

 Yusuf ÖZCAN

 

Tekerrür

Üç satırlık yazı, bir buruk resim
Vatanım uyumuş, hiç uyanmazmış
Gezer dilden dile iki kor isim
Kanıyor yeniden bir Sarıkamış

Utanmış, dağ giymiş kardan kefeni
Katiller, baş eğip hiç utanmaz mı?
Yıkıldı ocaklar, kazanan hani?
Ana yüreğini yakan yanmaz mı?

Asım’ım, Ferruh’um edemez rahat
Nurdan elleriyle yine dövüşür
Bitirin kavgayı, bulurlar sıhhat
Yenileri şehid oldukça üşür

El kaldırın hadi, yapın oylama
Emrinizle giden yiğitler dönsün
Sona ersin kısır harp, oyalama
Yakılmasın daha, ağıtlar dinsin

Yusuf ÖZCAN

Maviye Uzak

Işığı közlerin, sıcağı çayın
Geceye bulanmış alaca sahilde…
Yok hasbahçesinde sırça sarayın
Bir rahatlık; ancak olur sefilde
Müjdeler ararsın, ferinde ayın
Remmâl bakışıyla kumda, şekilde…

Doğmaz zehir sözler, kesilmez sancı
Yaşarken maviye uzak bir ilde
Karşına otursa biri; yabancı
Söylesen korkmadan ne varsa dilde
Anlatsan sevinci, aşkı, utancı
Yoksa büyür, isyan çıkar gizilde…

 

Yusuf ÖZCAN

Dost Düşünce

Rahatsız edermiş sözüm,
Ben susayım sen rahatla.
Yok dersen gerçeğe lüzum
Ben susayım, sen rahatla.

Isterim, tutsun hesabın
Boş dönme evine kabın
‘Sana ne’ ise cevabın
Ben susayım, sen rahatla.

Kendine söylersin yalan
Kazanmaz yarından çalan
Acı olur, sana kalan
Ben susayım, sen rahatla.

Belli değildi fırtına
Açıldın, uyup hırsına
Engelim demek çarkına
Ben susayım, sen rahatla.

Var git talihini dene
Ne denir kendi düşene
Selamı kestin bu sene
Ben susayım, sen rahatla.

Şimdiye kadar vakurdun
Kendince bir dümen kurdun
Düştün pençesine kurdun
Ben susayım, sen rahatla.

Yusuf Özcan

 

Dehrin Kanunu

Bir zamanlar gurbet saydığı şehre
Gurbetlik çekene, rastladım bugün
Bilmiş gidişatı, almamış behre
Kalmış aşinasız altında göğün

Basmaz olmuş evi bile bağrına
Ne dost, ne akraba etmemiş zahmet
Ayrıksı sayılmak, gitmiş ağrına
Düşünmüş, üstüne sinmemiş töhmet

Bırakmış efkarı, dalmış seyrine
Dehrin kanunudur, deyip yürümüş
Bırakmış tartmayı; doğru, eğri ne
Kâşane yolunu otlar bürümüş

Uzun uzun söyler sandım, yutkundu
Odanın sadesi, sözün kısası
‘Kanaat’ dediği şerbeti sundu
Dedi ‘nasip’, değil ayak kirası

Yusuf Özcan

Teslimiyet

Derler ki ‘kalk, katıl halkın içine’
Yokluğumu duyup, soran mı oldu?
Zeminin sırtında kamburken yerim
Devletludan bir söz, ferman mı oldu?

Haberim olmasın ölen, kalandan
Ben medet umarken bariz yalandan
Dünyasında kırk gün düğün çalandan
Son nefes çıkınca, yaran mı oldu?

Kusur hep bende mi, doluysam nefret?
Şerefte sefalet, namusta fetret
Bu halde gülene, sevene hayret
Gün döndü de, mevud zaman mı oldu?

Yakınım uzakta, uzak yakında
Gözüm hâlâ geçip gitmiş akında
Yıllar var, paslanmış kılıcım kında
Zamanın tortusu kalkan mı oldu?

Kervan geçmez dağlar, edilir tercih
Bu çağdan sevimli olsa da darih
Yolu yok, çekmeli, böyleymiş talih
Bozuktan sağlam iş uman mı oldu?

Yusuf Özcan

Gözdağı

Kırk düşmana vermedim ben bu canı
Bir kahpeye vermeye niyetim yok
Kül ederim telime dokunanı
Kargalara yem olur leş etim yok

Avucumdan volkanlar eder neşet
Hiç bir devir görmedi böyle dehşet
Yan bakmanın manası; pür ateş et
Tasvire öfkemin bir betim yok

Yeter ökse de, çaylak kuş tutmaya
Çıt yeterli; fareyi korkutmaya
Tufeyliler ilk başlar su yutmaya
Kimi bulur Allah’tan, gayretim yok

 

Yusuf Özcan

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑