Aram-rüba

Karanlık örtmez suçumu
Güneş ısıtmaz içimi.
Ne dinlendirir geceler
Ne gündüzler abad eder.

Sabret diyorlar, özüm yok.
Yoluna çıksam, yüzüm yok.

Kendi küpüme zararım
Gölgemden ışık umarım.
Ele kalmadı midaram
Kesik dostlarla da aram.

Konuşsam, dosta sözüm yok.
Dert anlatırım, lüzum yok.

Mülhim, Sf.41

Yusuf Özcan

Kitaplarımı Google Play Kitaplar üzerinde görüntülemek için LINK:

 

Reklamlar

Saygı

Dur, sözümü dinle sevdim yeminle
Gözünde bu kinle bana bakma sen.
Yazma kaleminle konuş bezminle
Bir kavli kesinle yana bakma sen.

Bak geçiyor zaman, usul bir düşman
Ayrılık yaklaşan, ölümle akran
Yokluğunda bu can azalır her an
Kararlıysan akan kana bakma sen.

Aşığa emelsin, sen gonca gülsün
Şimdilik güzelsin, kavakta yelsin
Rüzgârda gazelsin, buruşan elsin
Yaşlılık da gelsin, âna bakma sen.

Eğreti bir hasar, olmazsın naçar
Sen etmezsin zarar talibin çıkar
Neşen azar azar, gelir de tekrar
Tehlike bende var, çana bakma sen.

Mülhim, Sf.46

Yusuf Özcan

*Musammat Koşma türünde yazdığım bu şiirde iç kafiye de kullandım.

Mülhim‘i Google Play’den satın almak için LINK

Ne Çıkar

Sevdan ki yüzüme tüneyen acı
Ayakta çürüdüm, yıksan ne çıkar…
Bedenim dağılsın, ruhum duacı
Bir de sen tamunda yaksan ne çıkar…

Sen aşka yalnızca hayret edersin
Anıtına bakıp ‘ben miyim?’ dersin
Bir süre mest olur sonra gidersin
Aklıma kazıdım, yoksan ne çıkar…

 

Mülhim, Sayfa.100

Yusuf Özcan

Niyaz

Ben meyve veren dal değilim Tanrım
Faydalı kulları öv de öv, şımart
Beni kökümden sök, topraktan çıkart
Verdiğin nimetten ben utanırım.

Canımı almadın, yaşayacaksam
Bir dağın başına tünesem yeter.
Ne himmet isterim, ne tatmak zafer
Bir göl kıyısında suyuna baksam.

İstemem şatafat köşkte, sarayda
Bir damın altında tüketsem vakti.
Elimden aldığın canımı yaktı
Benden insanların ummasın fayda.

Çalışırım, ağyara etme sen muhtaç
Bir ricam daha var bugünden sonra
Gösterse yüzünü de ara sıra
Sıkıntıma olur bir nebze ilaç.

Mülhim -Sayfa 98
Yusuf Özcan

Soluver Gitsin

Atmaya yetmezse bir adım gücün
Dur, olduğun yerde kalıver gitsin!
Nefretle doluysa çocuk yüreğin,
Hayır gelmez senden soluver gitsin.

Bir selama bile yüzün kalmamış
Madem söyleyecek sözün kalmamış
Sönmüşsün bir parça közün kalmamış
Savrul bir avuç kül oluver gitsin.

Gözünde yanıyor hâlâ aynı hırs
Bunca aldatıldın almadıysan ders
Doğru sözüm sana geliyorsa ters
Belanı bir daha buluver gitsin.

Mülhim

Yusuf Özcan

Uyandım Sorulara

Bu sabah soğuk yüzümü kesiyor,
Güneyden nasıl karayel esiyor,
Mevsim mi döndü, kış mıydı bu şehir?

Ben başkasıyım, burası başka il?
Binlerce yüz var, hiç tanıdık değil,
Hep böylesine boş muydu bu şehir?

Matem havası ürküttü mü canı
Nasıl değerlenir eskinin bir anı
O gülmeyince loş muydu bu şehir?

Sevinç ezgisi verdi, ilk, dilime
Sonra ruhumu etti lime lime
Başa açılan iş miydi bu şehir?

Asırlar geçti düşeli bu ağa
Madem kimsem yok, çıkmam ben sokağa.
Şimdi mi ağyar, dış mıydı bu şehir?

Saat Kulesi, şu çınarın yanı
Her köşesinde neşe, güzel anı
Sahi eskiden hoş muydu bu şehir?

Gülüşler sıklet, zihnimi eziyor.
Caddelerinde anılar geziyor.
Benim kurduğum düş müydü bu şehir?

Yusuf Özcan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Işık Düşünce

Işık düşmeyince üstüne rengin
Siyah mı beyaz mı pek anlaşılmaz.
Kâfi ve de doğru ışık düşmezse
Çok mu koyu, az mı pek anlaşılmaz.

Kararını bilen usta el olur
O elin değdiği taş heykel olur.
Haddinden ziyade yağmur sel olur
Rahmet mi maraz mı pek anlaşılmaz.

Yusuf Özcan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

Baba Düşünce

Cellât, senin değerini bilmezler
Sen sadece adaleti sağlarsın
Kati hükmü sonucuna bağlarsın
Kütüğüne başlar boşa gelmezler.

Vazifesi almak ıslah olmayanı
Vahim hata işlemese kulları
Bu yükü hiç taşır mıydı kolları
Kötü müdür ferahlatır mekânı.

Baba vardır; evladını hazırlar
Ve meyvesi üstün olur kendinden.
Baba vardır; bir de çalar şevkinden
Doğru yapan evladını azarlar.

Kalksın engel oluyorsa çerağa
Belki oğlu çıktığında gölgeden
Bir can olur hayranlığı hak eden
Zalim baba varsın dönsün toprağa.

Hata ile kutlu başlar eksilse,
Kışı ölüm sanır aklı fakirler.
Filizlenir er geç doğru fikirler
Sürgün verir yine başı kesilse.

Yusuf Özcan

Şiir Kitaplarımı edinmek için LINK:

google-play

‘Biz’ Desek

Mevsim bahar diyor, baharda çiçek
Çağırıyor dağlar, nehir de bizi.
Kapına gelmiştim, gidelim diye
El ele görmedi şehir de bizi.

Gökleri bırakıp katına geldim
Kapıdan almadın çatına geldim.
Hülyamdan vazgeçip bahtına geldim
Bulabilmek için zahirde bizi.

İster bahar olsun ister kış olsun
Yeter ki şu gönül sevgini bulsun
Yeter ki elinden bana sunulsun
Mutlu eder idi zehir de bizi.

Bir mucize olsa; elinden tutsam
Bulmak için çare yollarda yitsem
Nereden kalksam da nereye gitsem
Evliya kurtarmaz, sihir de bizi.

Soracak olursan elinde nen var
Aklımda gelecek, şiirde sen var
Bizi bizden iyi gören bilen var
Kavuşturur belki ahirde bizi.

Yusuf Özcan

Hatakâr

Yarattın elimi ellerden farklı
Değiştirmek için doğdun diyordun.
Bir müjdeye koştum, yıllarım geçti
Sabredin gelecek o gün diyordun.

Hazırlandım her gün büyük ülküye
Neşe katmak için yanık türküye
Zaferin eklensin diye öyküye
Umurumda olmaz şan, ün diyordum.

Yürüdüm yollarda bulmaya özü
İndim, çıktım, geçtim bayırı düzü
Harcadım uğrunda gece gündüzü
Bir şeye değecek ömrün diyordun.

Ellerim eskidi, ruhum yıprandı
Bir rol beklemekten kalbim usandı
Aklım da aniden seraba kandı
Yol ayrılıyor, ya görün diyordum.

Yaşanmamış ömrüm bitse ölümle
Rabbim karşındayım bomboş elimle
Beklerdin bir destan, savaş zalimle
Karşıma çıkınca övün diyordun.

Mülhim, Sf. 22

Yusuf ÖZCAN

Güzele

Ağlattıkların var, neşen eğreti
Gülmek yakışıyor yüzüne lakin.
Ödersin nihayet canla diyeti
Aldığın ahların tutması yakın.

Yolunda nicesi oldu hasımlı
Yeni kurbanların mı peşindesin?
Bırakıp erlerin gönlünü gamlı
Kimlerin boynunda zehir nefesin?

Dönsün sana artık  ettiğin zulüm
Rabbim ecelini tezinden versin.
Ya da esirlerine erişsin ölüm
Lokma lokma zayıf canlardan yersin.

#Mülhim sf. 148

Yusuf ÖZCAN

Şehide

Çay karası gözlerine güneş mi düşmüş?
Oy aslanım yüreğine ateş mi düşmüş?

Vatan toprağım bağrına kurşun mu yağmış?
Zalime dik duran başın toprağa değmiş.

Yattığın vatan toprağı şahidin olsun,
Mücadelen mirasındır, cahidin olsun.

İmanınla tutuşturdun nice yüreği,
Kaldırdın çadırımızda çökmüş direği.

Mescidi, haneyi, şehri yıksın ne çıkar
Küllerinden doğacaktır yine Türk Kaşgar

Sana öldü diyemeyiz sen doğacaktın,
Sen geride ceset değil bir ruh bıraktın!

 

#Mülhim sf. 154

Yusuf ÖZCAN

Adım Neş’e

Mutluyum çocuklar gibi
Keder mi? Bilmez semtimi
Üzemez tatlı canımı
Kesseler şimdi etimi.

Gelmeyen umurumda mı,
Gülmeyen umurumda mı,
Bilmeyen umurumda mı,
Yıllarca hiç kıymetimi?

’İyidir’ damgalı ele
Giderim, gelmese bile
Kovmadan küfürler ile
Bozamam hüsniyyatımı.

Ellere anlam yüklemem
Evime sahip eklemem
Kimseden yardım beklemem
Giyerim öz ceketimi.

Turnalar postacım değil
Hiç kimse baş tacım değil
Bir kullu ilacım değil
Aksatmam bir rekâtımı.

Kötüye alemdar olmam
Âcize hükümdar olmam
Yolcuya mihmandar olmam
Yiyemez el nimetimi.

 

#Mülhim sf. 33

Yusuf ÖZCAN

Büyü

Ellerin güçlüdür değiştirmekte
Simurg’un o altın tüyü sendedir.
Zaman katillerin ustası sözde
Aşkın ölmez, hayat suyu sendedir.

Açmazsın kalbini olmadan emin
Güzellerin nazı, huyu sendedir.
Ellerimde olsun artık ellerin
Hun gönlü şen eden büyü sendedir.

Mülhim, Sf. 70

Yusuf ÖZCAN

Itırlı

Duydum başkasına meylettiğini,
Od sönünce er geç duman geçiyor.
Bunun olacağı baştan belliydi,
Belki de haklısın, zaman geçiyor.

Yine de diviti hokkaya batır,
Kalbim hızlanıyor yazsan bir satır,
Telvesi duruyor, bitti mi hatır?
Hayalimden hâlâ siman geçiyor.

Sözünü dinlesem, saklasam kat kat
Eriyecek, er geç saklı hakikat
Zaman usul usul etmede sirkat
Amel edilmeyen iman geçiyor.

Öyle deme, nasıl etmeyim merak
Korku denen illet iblise çırak
Bir habere mâni olmasın firak
Duysam sağlığını derman geçiyor.

Mülhim, Sf. 88

Yusuf ÖZCAN

Bilmeyiz

Dağın ardını görmedik, duymadık
Ömür tükendi, yılları saymadık
Hayat başkaydı, yol bulup uymadık
İsmim de başka yazıyordu ya can.

Alır götürür ölüm birimizi
Her gün eksiltir yaşam dirimizi
İsli sulara verdik kirimizi
Sular ocakta kızıyordu ya can.

Çalışan eller akşama yorulur
Gece başka yük omzuna vurulur
Dur aramızda terazi kurulur
Yöremizi el geziyordu ya can.

Eller nasırlı, gözler kan çanağı
Bir yandan yakar ağustos sıcağı
Güneş lekesi kolları, yanağı
Kışın boş tabak üzüyordu ya can.

Üç kuruş için çevrilen dolaplar
Bir de hor gören, düşman sayan nazar
Sevgi ne gezer varsa yoksa azar
Görünce, yüzü azıyordu ya can

Bir kavgadır ki alır başın yürür
Kardeş gözleri öfke, hırs bürür
Paslanmış kalpler fakirlikte çürür
Güçlü zayıfı eziyordu ya can.

#Mülhim sf. 41

Yusuf ÖZCAN

İz Bırak

Güneşi taşıyan ellerin nerde?
Geceme yıldız serp, gözlerin olsun.
Yüzünü gösterme yine, kabulüm
Ruhumu okşayan sözlerin olsun.

Silinme uyanan rüyalar gibi
Varlığına kanıt, izlerin olsun.
Acı olsa da ver, sevinç olsa da
Yeter ki bir parçan bizlerin olsun

#Mülhim sf. 59

Yusuf ÖZCAN

Gerçek Düşünce

I

Düşünüyorum, betonu kaldırsam
Altından sarı bir çiçek çıkar mı?
Kalınca örtüyor yalan üstünü
Bir yolunu bulup gerçek çıkar mı?

Bulutlardan bile yağmaz duru su
Yıldız kadar uzak sözün doğrusu
Sarımsak ile soğanın yavrusu
Geçmişten sıyrılıp gökçek çıkar mı?

 II
Ahmak susturulmaz, bırak konuşsun!
Şu asık dünyada kime gülelim?
Sor, düşünmediği ortaya çıksın,
Köpürsün iyice yine gülelim.

Meydanı boş bulsun, gizlisi çıksın
Arada sıkıştır, iyice bıksın
Gerçeği görmeyip yalanı sıksın
Yüzerken karada biz de gülelim.

#Mülhim sf. 148

Yusuf ÖZCAN

 

Alperen

Yangına hazırsa orman
Kıvılcım bahane olur.
Geldiyse yerine zaman
Yangını şahane olur.

Böyle bir demde Yesevi
Ruhumuzu tutuşturdu
İlden ile geçti sevi
Yeniden bir millet kurdu.

#Mülhim sf. 141

Yusuf ÖZCAN

 

Aşk-ı Nagehan

Kırdılar, kanadım, önüne düştüm
Kurtarırsın dedim, bilemedim ben
Karşına diktiler elimden tutup,
Kazanmaya fırsat bulamadım ben.

Ürküttüler canı sürerken sefa,
Üzüntü sürüdü beni arafa,
Ümidim iltica senin tarafa,
Ülkemde huzurlu olamadım ben.

Başkaymış ülkende deniz ve sahil,
Bilmediğim tonda mavi ve yeşil,
Bakar da görmezmiş gönül ve akıl,
Bu tadı nasıl da alamadım ben.

Renk cümbüşü oldu bak, tuvalimde!
Resmedecektim ben aşkı halimde,
Reha temennisi kaldı dilimde,
Resminde yerimi alamadım ben.

Azaltamaz kışlar, tazeler bahar
Anla, hiç bir ölüm etmiyor tesir!
Adını ebedi yaparken şiir,
Aklında ân olsun kalamadım ben.

#Mülhim sf. 162

Yusuf ÖZCAN

Nagehan

Ne vardı elinde, ne vardı söyle?
Hayatıma değdi ikiye böldü.
Olamazdım artık eskisi gibi,
Bir yanım dirildi bir yanım öldü.

Gözümde değersiz oyuncaklarım,
Birden oluverdin yoğum ve varım,
Olsa da yenilgi bütün bir kârım,
Bir yanım ağladı bir yanım güldü.

Ben sende keşfettim solmayan rengi,
Yalnız sende buldu ömrüm ahengi,
Bıraktım kılıcı, boş verdim cengi,
Bin yıllık emeğim nasıl küçüldü…

Var eden bakışın hudutsuz farkı,
Şevkinle işledi şiirin çarkı,
Hayat buldu bende hicazkâr şarkı,
Yakinen gamzene bir ruh gömüldü.

#Mülhim sf. 6

Yusuf ÖZCAN

Yiğitlik Nedir?

Bir ülkeye baktım, Hazar’a yakın
Sürüyor yaşamlar mezara yakın
Korku yok, merhamet beklemiyorlar
Silah olarak; tek imanları var

Bir millet ki savaşmış üç asır boyu
Kan içmemiş toprak yok hasır boyu
Hürriyet türküsü, vatan medarı
Katledilmiş halkı, şehit lideri

Hiç korkutmamış, ne ölüm ne sürgün
Budandıkça vermiş daha gür sürgün
Birbiri ardınca kahraman çıkmış
Kanlı gözlerdeki hayali yıkmış

Taviz vermemiş hiç, olmamış teslim
Diz çöktürememiş Çeçen’i zalim
İşgalci toprağın üstü yerine
Razı olmuş iki metre derine.

#Mülhim sf. 3

Yusuf ÖZCAN

Berin

Bunca zaman geçti, gecede kaldık
Kendi ömrümüze siyahı çaldık.
Oysa kimlere, ne haberler saldık

Önce, bakışınla açtın sürgüyü
Pandora eliyle yazdın öyküyü
Beni esir aldı, dağıldı büyü.

O an çöküverdi üstüme hicab
Güldü toyluğuma, darıldı erbab
Ve üzerimden alındı esvab.

Berin, ellerinle değişti kader
Günahımla amel olunca heder
Bir yol açtın Berin, mahvıma gider.

Elinle Yusuf’u attın kuyuya
Bir an güzelliğin yansıdı suya
Sonra, nasıl rahat daldın uykuya?

#Mülhim sf. 174

Yusuf ÖZCAN

Vakit Tamam

Mevsim yazdı, durmak için dalında
Yeşil yaprakların zamanı vardı.
Bir el değiştirdi sanki mevsimi
Donan ırmakların zamanı vardı.

Kimsenin akına demeden kara
Kötülük etmeden, açmadan yara
Vaktimi harcarken ben yoğa vara
Sandım uzakların zamanı vardı.

Ben hayal kurarken ömrüm üstüne
Bir el kibrit suyu döktü köküne.
Birden geliverdi takvim son güne
Saçımda akların zamanı vardı.

#Mülhim sf. 177

Yusuf ÖZCAN

Yalan/Gerçek

İnsanlar diyorum, yalana hemen
Nasıl da inanıyor hakikat gibi
Kabul ediyorlar bir hilkat gibi
Koruyorlar canlı barikat gibi
Hiç tesir etmiyor gerçeği demen.

Temeli yalandır, yaşayamaz ki
Bazısı gerçeğe baştan sağırdır
Yalanın açtığı pembe çığırdır
Çünkü yalan hafif, gerçek ağırdır
Her yürek gerçeği taşıyamaz ki.

Millet kuyudan beyhude su umar
Delinin birinin attığı taşı
Kırk akıllı gelse, yetmez uğraşı
Ve kurular yakar azınlık yaşı
Haklı güçlü olsa yer miydi şamar.

Yalan basit, geçek hep çetrefilli
Gerçeğin öyküsü Âdem’e varır
Yalan bir çırpıda söyleniverir
Acemi yalanı yatsıya erir
Bozacı yalanı söyler kefilli.

Yalanla mutluya hemen ilişme
Kim dedi ortada gerçeği söyle
Hazırlıksız çıkan kovulur böyle
Tanış oldun şimdi onuncu köyle
Sabret, zaman ister külli gelişme.

Mülhim, Sf. 138

Yusuf ÖZCAN

Penahım

Bir delilik edip gelsem kapına
Cevabın buyur mu, azar mı bilmem

Işıklar dağıtan tebessümünden
Dünyama bir parça sızar mı bilmem

Gamzen dolusunca ümidi versen
Kısa ömrüm biraz uzar mı bilmem

Düşündüklerimi bir bir anlatsam
Gerçek hayalimi bozar mı bilmem.

Mülhim, Sf. 76

Yusuf ÖZCAN

Saygı

Dur, sözümü dinle sevdim yeminle
Gözünde bu kinle bana bakma sen.
Yazma kaleminle konuş bezminle
Bir kavli kesinle yana bakma sen.

Bak geçiyor zaman, usul bir düşman
Ayrılık yaklaşan, ölümle akran
Yokluğunda bu can azalır her an
Kararlıysan akan kana bakma sen.

Aşığa emelsin, sen gonca gülsün
Şimdilik güzelsin, kavakta yelsin
Rüzgârda gazelsin, buruşan elsin
Yaşlılık da gelsin, âna bakma sen.

Eğreti bir hasar. olmazsın naçar
Sen etmezsin zarar talibin çıkar
Neşen azar azar, gelir de tekrar
Tehlike bende var, çana bakma sen.

 

Mülhim, Sf. 56

Yusuf ÖZCAN

Yine Yeniden

Varsın talan olsun bahçemiz kardan
Kışın yazı olur yine yeniden.
Kuşlar çıkar gelir göçtüğü yerden
Gölün kazı olur yine yeniden.

Sabır gergefine bir ilmek takar
Gizlediği yaşı göğsüne akar
Ölü doğmuş aşka türküler yakar
Elde sazı olur yine yeniden.

Sevdiği kaçtıkça koşar peşinden
Avare olduysa oldu işinden
Bazen tavşan gibi küser içinden
Gönlü razı olur yine yeniden.

Aralık 2012

Mülhim, Sf. 21

Yusuf ÖZCAN

Tövbe

Affet, Kamkâr affet, sözümden caydım,
Artık son gözyaşı olsun istedim.
Bulanık sel oldum özümden caydım,
Bir ömür yoldaşı olsun istedim.

Saymadım seneyi, günü, saati,
Sırtıma yüklendi mazi ve ati,
Vazgeçtim bilerek tüm hakikati,
Bir günün telaşı olsun istedim.

Yolunda göç ettim şehirden şehre,
Bedenim yıprandı, sarardı çehre,
Unvan kazıtmadı kölen bir mühre,
Taş üstünde taşı olsun istedim.

Bednam kullar beni eyledi gülçin,
Çetin imtihandı bir aşa için,
Bu sebepten koptu vurduğun perçin,
Düşmanla uzlaşı olsun istedim.

Melunlardan önce dostlar saldırdı,
Sadıklarım bile kazan kaldırdı,
Açılmaz kapıyı bu hâl çaldırdı,
Yusuf’un savaşı olsun istedim.

Mülhim, Sf. 86

Yusuf ÖZCAN

Mavera

Maveradan geldik ilahi sese,
Hakkın esmasından mayan milletim.
Tarihe yazdırdın altın harflerle
Duruşun takdire şayan milletin.

Biz de Baybars’ların cesareti var
Kur’an’da kavmimin işareti var
Toplasan elli yıl esareti var
Rab, seni sayesi sayan milletim.

Yürüsen ülküye yol verir dağlar
Senden razı olur şehidler, sağlar
Oturma yerinde değişsin çağlar
Gerçek olmak üzre rüyan milletim.

Şu mahzun diyarlar, evvel senindi
Peygamber müjdesi asıl şevkindi
Çal(ış)an Avrupa bile yekindi
Aydınlatsın çağı ziyan milletim.

Üç asır uyudun, yetmez mi sana?
Dokuz yıl da geçti gel artık cana
Alim ordu çıkart dört bir yana
İnsanlık bekliyor, uyan milletim.

Mavera yiğidim, yüce alperen!
Egemen olacak ezeli tören
Rabbimin sözleri yolu gösteren
Saadeti tatsın her yan milletim.

Mülhim, Sf. 122

Yusuf ÖZCAN

Davet

Biliyorum, gelsen yoktu adavet
Çarpışıp duruyor iki eş kuvvet.

Hedefsiz yaşamak nasıl da zormuş
Üstüme yığıldı ağır kasavet.

Gözüm ne makamda, ne başkasında
Boşluk var, doldurmaz karuni servet.

Bekletme beyhude idamlığını
Canımı yakıyor hücremde halvet.

Tenezzül etmezsen, ömrün sahibi
Elbette edecek eceli davet.

Tek çıkış kapısı bu demde ölüm
Zamana bırakma beni sen mahvet.

Mülhim, Sf. 116

Yusuf ÖZCAN

Seni İsterdim

Konuş; baldan tatlı /zehirden kavi
Kesin bir söz söyle, zan neme lazım.

Olumsuz cevabı taşırsa ravi
Aydınlansın boşa, tan neme lazım.

Sen yoksan, ne çıkar olsam tedavi
Boşluğunda benim can neme lazım.

Beni mesut etmez giysem kallavi
Gurur duymadığın şan neme lazım.

Belki teskin eder yeşil ve mavi
Yabancıyla geçen ân neme lazım.

Senle bir lahzaya değil müsavi
Mutluluk bahşetse, han neme lazım.

 

#Mülhim sf. 163

Yusuf ÖZCAN

Giden Nerde Kaldı?

Vakit var diyordum, ayrılık için
Hemen mi oldu, gidenim gelmiyor?
Sözler vermiş, bizi mutlu etmişti
Yemen mi oldu, gidenim gelmiyor?

Yanında görmüştüm ceset çiçeği
Cezbeder haliyle ancak böceği
Zaman boyadı mı yoksa gerçeği?
Semen mi oldu, gidenim gelmiyor?

 

#Mülhim sf.170

Yusuf ÖZCAN

Geri Gelir

O seni terk etti; yıldızlı gece,
Dilindeki türkü yabancı oldu.
Yüzüne sevincin, gözüne uyku
Yazdığınız öykü yabancı oldu.

Gecenin mavisi, beyazı tanın
Gitti turuncusu gün batışının
Ve bunları bulmak istemez canın
Göğsündeki ülkü yabancı oldu.

Bir dal parçasını göz önüne al
Ağacından kopmak verir mi zeval?
İçinde hayat var, yeşerecek dal
Gövdesi ve kökü yabancı oldu.

Gidenlere rağmen yaşıyor insan
Kalanlara tutun, yeniden canlan
Ömür kısa, yetti gölgede kalman
Unut onu çünkü yabancı oldu.

 

#Mülhim sf. 175

Yusuf ÖZCAN

Hırs Düşünce

Rüzgâr yaprak çalmaz dalın göğünde
Yapraklar vazgeçer, sararır önce.
Yıldızlar gündüz de gezer göğünde
Görmen için hava kararır önce.

Kalbini pak etsin, Rabbine yakar
Aydınlanmak için ruhunda yak ar
Yoksa ansızın hırs ruhunu yakar
Aldanma diyerek uyarır önce.

Dostunuzu kırın, ele yarasın
Düşmanı bırakın şimdi yâr asın
Ok atın açınca size yarasın
Zayıf, sahibine hınçarır önce.

Kazancın ne, sevinç çalsan yüzünden?
Yere çakılırsın hırsın yüzünden
Dost sahibi olmak evsal yüz ünden
Düşersen başına dost varır önce.

 

#Mülhim sf. 176

Yusuf ÖZCAN

 

Muhyî

Bir şehirdi, zayıf ümidi kesmiş
Köle hürriyetten, fakir servetten
Kadın değerinden, kız merhametten
Ezilen alt sınıf, ümidi kesmiş.

Zayıf, dayanaksız, ümitsiz kalmış.
Kime güvenecek, ezen zengine?
Kendine güvense, kurtulur yine,
Aşağılık hissi kalbe kök salmış

Güçlü de emniyet içinde değil,
Sayı yarışına dahil ölüler,
Düzeni kuran da cahil ölüler,
İster tek güç olmak, ‘karşımda eğil’.

Dostun kuyusunu dostu kazardı,
Harp bitmedi, Mekke böyle olalı,
Bir kazanç zamanı harbi molalı,
Güvenmeli tacir, malum pazardı.

İmanla emniyet, ümit, güven var,
İman ile yeis aynı kefede?
Olmaz iki düşman aynı cephede,
Zayıflar dik durur, bilir seven var.

Şehre beklediği o emin geldi,
Zayıflar özlenen güce dayandı,
O’na karşı kalpte güven uyandı,
Bataklığa sağlam bir zemin geldi

Yükünü taşıyan kul azalınca,
Asalaklar korktu, birleşti hemen,
Dertleri değildi ‘Allah bir’ demen,
Kolay lokmaları yedi azgınca.

Hamza(r.a)’ya kimsenin dili varmadı,
Elleri böğründe kaldılar öyle,
İşkence ettiler bulunca köle,
Kabile güçlüyse, fiske vurmadı.

Ebu Fukeyhe bir korku yaşattı,
‘Dik durmasının O müsebbibi’,
Kim cesaret etse, Kureyş rakibi,
Kabileler birer gençle kuşattı.

Zamanı gelmişti cephe açmanın,
Birleşen müşriki dağıtmak için,
‘Yek vücut İslam’ı kolaysa geçin’,
Bu düşünce işte aslı ‘kaçmanın’(!).

‘Korkma Ebubekir, Allah bizimle’
Rabbe İman eden artık emindi.
Sözünü anlayan birden yekindi,
Mücadele etti cahid azimle.

Ali (r.a), Ömer(r.a), Osman(r.a) asla korkmadı
Korkar oldu Hakk’a kafa tutanlar
Korktu kölesinden o korkutanlar
Güven aşıladı ‘Muhammed(s.a.v.) ‘adı

Yine korkuyoruz, O’nu bırakalı
Yağmuru bekliyor sararmış ekin.
Kalkamam sanıyor, denmezse ‘yekin’
Ya Muhyi, aşikar insanın hali!

‘Korkma’ sancağıyla başlasın akın.
‘Korkma’ dedi Akif kutlu Asım’a
Olmayı bekliyor iller Asıma
‘Belki yarın, belki yarından yakın’

 

#Mülhim sf. 93-95

Yusuf ÖZCAN

 

 

Aşk-ı Berin

Bir duygu bıraktın geride: derin,
Çekinir, hem korkar kime göstersem.
Yazılan dizeler senin eserin,
Hayran hayran bakar kime göstersem.

Tohumdun getirdi yeli seherin
Kokusu zevk vermez gülün, amberin
Açalı bahçemde bu aşk-ı berin
Olacak aşikar kime göstersem.

Gördüm kimsede yok senin cevherin
Sen hoşsun, incesin, sen nazikterin
Belki sırf bu yüzden gönlüm müşterin
Sevgime hürmetkar kime göstersem.

Gelmeden gelseydin vakti ülgerin
Vakitsiz kavurdu beni zemherin
Bağım viran oldu, yok mu haberin?
Hem katına çıkar, kime göstersem?

Ağlıyorsam tezden bir mendil verin
Saklasın gözlerden perdeler gerin
Kapatın üstümü örtüler serin
Etmeliyim inkar kime göstersem.

Yaktın, ben diyemem yansın içerin,
Vaadi vermemek işi kaderin,
Gizimde kalmalı yanık izlerin,
Varken bunca efkar, kime göstersem?

 

#Mülhim sf. 55

Yusuf ÖZCAN

 

Nasıl?

İstediğim ‘sen’ mi, değilse neydi?
Bir türlü doğmayan sorular da var.
Gidişin bir son mu, değilse neydi?
Cevabı sağmayan sorular da var.

Karşıma çıkarlar kaçtığım kadar
Biri kalkar beni putuna adar
Sorular uygunsuz, ya geniş ya dar
Aklıma sığmayan sorular da var.

Biri el uzatır, diğeri afir
Biri mesnetsiz, diğeri safir
Birisi vicdanlı, diğeri kafir
Umudu boğmayan sorular da var.

Ben yokken gün edip, rahat mı ettin?
Köleydin de Mısr’a sultan mı gittin?
Boyun uzadı da göğe mi yettin?
Üstüme yağmayan sorular da var.

Başkasına sorsam diye düşündüm
Yürüdüm, bekledim eşikten döndüm
‘Kötü müydüm, O’na nasıl göründüm?’
Kurşunu değmeyen sorular da var.

Şimdi pencereler kapandı kesin
Titretir mi bir gün ruhumu sesin
Istırap mı, zevk mi; bilmem ki nesin?
Başımı eğmeyen sorular da var.

 

#Mülhim sf. 140

Yusuf ÖZCAN

 

Nagehan’ı Ararken

Çamlıca, neden yüzün soğuk geldi bu gece?
Belki halime bakıp ümidi kestin benden.
Çöreklendi bir maraz yüreğime iyice
Yoksa kötü haber mi, ‘gel’ deyince gidenden?

Güya kurtulmak için, kaçtım bu şehre geldim
Ruhumu eşiğinde unuttum aceleden.
O benim ne›m bilmem, ben onun gözünde eldim
Düştüğüm aşka düşsün beni O’na el eden.

Aramızda kalsın ha, sırrımı iyi sakla
Ellerin ettiğini iki şi’re anlattım.
Yedi kez yankılandı, ismi kazındı akla
Taç Mahal tılsımını şiirlerine kattım.

Ne tez geçiyor zaman, ömrümüzün hırsızı
Gözün yaş doluyor mu akla gelince eskin?
Gasp ettiler yeşili senden, benden yıldızı
Seni hoş evler, beni ışık eder mi teskin?

Sonu yıldıza çıkan yol göstermeyeceksen
Döneyim kirlenmeden kendi karanlığıma
Rengarenk ışıklara başkasını kandır sen
Helal getirmem asla yıldız hayranlığıma.

 

Mülhim, Sf. 178

Yusuf ÖZCAN

 

Avcı

Aşk-ı berinim duy, peşine düştüm!
Cennet umarken, ateşine düştüm.
Ab-ı hayatsın -serap olsan bile-

Sesleniyorsun ardından cidarın,
Ve kaçıyorsun, duyunca bîdarın.
Bulacak ruhum türap olsan bile.

25 Şubat 2013

Mülhim, Sf. 50

Yusuf ÖZCAN

 

Kim İçin?

Akmadan kan taşıdığını bilmeyenlere,
Çıkmadan can taşıdığını bilmeyenlere,
Rabbimden san taşıdığını bilmeyenlere,
Sözüm yok. Bir sözüm varsa o da bilene.

Mülhim, Sf. 117

Yusuf ÖZCAN

 

İyi Gitmeler

Ömrümün baharında nasıl bir rüzgar esti?
Yolların sonu hiçe dayandı bugün, yazık.

Gitseydin ya usulca, geldiğin gibi yine
Çarpıp çıktın, ölüler uyandı bugün, yazık.

İçten değildi demek, sözlerini süpürdün
Benimle kalan yalnız sayendi bugün, yazık.

Pişmanlık yok, davrandım düşündüğüm gibi ben
Parçaladığın kendi hülyandı bugün, yazık.

Bak, ben yine adını hayırla yad ederim
Giden, geçmişini ‘yok’ sayandı bugün, yazık.

Şayanter vardır elbet, sanatı tebliğime
Giden, sözlerimi ilk duyandı bugün, yazık.

Suçum neydi, sen neden nezaketi unuttun?
Gönderdiğin çelişen beyandı bugün, yazık.

Nadiren karşılaştık, havalardan konuştuk
Bahanen ‘ısrarıma’ isyandı bugün, yazık.

Sana çıkarsız, dostça sunduğum muhabbete
Mukabelen haksız bir ziyandı bugün, yazık.

Yaprak sararır, düşer; yaş bırakmaz yerinde
Kopuşun düşmanlara şayandı bugün, yazık.

Gitseydin istediğin yere, saygı duyardım
Veda şeklinle hissim çok yandı bugün, yazık.

Kargalarla sohbete git de vaktini harca
Çiğneyip de geçtiğin aşiyandı, hoşça kal.

#Mülhim sf. 30

Yusuf ÖZCAN

 

Gümnam

Neyim varsa kalsın olduğu yerde.
Siz beni görmeyin, sizi görmeyim.
Bıraktım geride ne kazandıysam
Artık yüreğimde sızı görmeyim.

Madalya alırız, ve bir kaç nişan
Şimdi gözünüzde olsam da zişan
Veren el alır da oluruz bişan
Omzumda dünyalık izi görmeyim.

Ölümlü için ölsen kaç yazar,
Daha kaç yiğidi alacak mezar?
Üstümde gezecek düşmansı nazar,
Maskelenmiş, iğrenç yüzü görmeyim.

Yol almam lazımdı erden geldiysem,
Birden gidiyorum, birden geldiysem,
Bu bedbaht güruha nerden geldiysem,
O gün bugünse de, yazı görmeyim.

#Mülhim sf. 65

Yusuf ÖZCAN

 

Gel

Bir yanlış intiba seni kaçırdı
Sen beyt’ül gazelsin şiirine gel.
Bir serçenin sende ürkek kalbi var,
Korkutursa eller bana yine gel.

Korkarım bahtına bir beyhoş gelir,
Çağırırken dili, sözü hoş gelir,
Kafese alınca; tasın boş gelir,
Dönmeni bekliyor, bu dost sine gel.

İstemem nadana başını eğdir
Her göz değerini edemez takdir
Bende, kötü yanın -varsa- güzeldir
Körleri bırak da görenine gel.

#Mülhim sf. 85

Yusuf ÖZCAN

 

Serencam

Beni koyup gitme, çok korkuyorum
Gölgeler oynaşıp düşman oluyor.
Mevsimi geçmiş bir meyvedir sevmek,
Yiyen yediğine pişman oluyor.

İnsanın içinden çürüdüğü dem
İçinde bir ceset sürüdüğü dem
Köpeğin umarsız ürüdüğü dem
Akıllara zarar zaman oluyor.

Başta bilmeyerek seni aradım
Çaldım her kapıyı, oldun muradım
İster bataklığa varsın son adım
Sen nerdeysen ora liman oluyor

Yürümeden sonra erdim penaha,
Azmimin, sabrımın ödülü vaha,
Gecenin içinde benzersin maha,
Beni korkutansa susman oluyor.

Serap olma sakın, bitti direncim.
Yüreğimi yakar böyle serencam.
Şakağa dayalı, bekler tabancam,
Gidersen, tek engel iman oluyor.

Mülhim, Sf. 108

Yusuf ÖZCAN

Asım

Kalemim kırıldı,hikayem bitti,
Yazılmayan kısım okudukların.
Bu hazin sonu hak etmemiştik,
Aylar süren yasım okudukların.

Kahraman arama sen bu fasılda,
İdealler çöktü o geçen yılda,
Kendimle baş başa kaldım nasıl da,
Yusuf oldu Asım okudukların.

Giden gitti gayri etmem telafi,
Şimdi avam gibi olurum kafi,
Nefsime bir hayrım dokunsa kâfi,
Basit sanma, tılsım okudukların.

Mülhim, Sf. 77

Yusuf ÖZCAN

 

Bikarar

İmrendim saltanatına,
’Varayım’ dedim katına,
Bindirdi çile atına
Göçürdü şu aklım beni.

Kuytudan, yardan, sapadan,
Binlerce metruk yapıdan,
Bekledi, örtük kapıdan
Geçirdi şu aklım beni.

Duyunca yeni bir çağrı,
Karıştı yanlış ve doğru,
İmkansız bir aşka doğru
Uçurdu şu aklım beni.

Gönlümse güzele aşık
Bekliyor yakılsın ışık,
Göründü karşımda eşik
Kaçırdı şu aklım beni.

 

#Mülhim sf. 15

Yusuf ÖZCAN

Zayıf Düşünce

Gördün mü İbrahim yine geç kaldık
Saniye koşarken, akrep süründü
Gün doğdu, sabahın yedisi oldu
Bize evin yolu yeni göründü
Ne o, bank üstünde biri mi var?


İşini görmez ki versem parayı
Mutlu etmez seni dünya sarayı.
Oysa başta, insan çektin kurayı
Biz gibi başlayıp buldun burayı
Ne oldu hayatın kire büründü?


Kocaman vücudun iki arşında
Aklın da değil mi yoksa başında?
Sokağa düşmüşsün geçkin yaşında
Ben yerin dibine geçtim karşında
(Yerden ekmek alıp, bir şey düründü.)

—-
Biri bu haldeyken gülsem ne çıkar
Boğuk sesi, yüzü içimi yakar
Kaldırıma düşse bendeki vakar
Kim elimden tutar, bana kim bakar?
Pas tutmuş insanlık asıl sorundu.

 

Mülhim, Sf. 68

Yusuf ÖZCAN

 

Mizansen

Gözün gördüğünden farklıdır cisim
Akıl körse, renkler muğlak duracak
Ne zaman yerleşir aklın usulü
O zaman görüntü berrak duracak.

Tiyatro kuruldu gelişmek için
İstenen doğruyu, güzeli seçin
Sanatı yaşayın, ileri geçin
Sanatla süslenen parlak duracak.

Cesur olan oyun yazarı olur
İster seyirci kal, yerinde otur
Hayat senin,onu sen keyfince kur
Akıllı yol alır, ahmak duracak.

Bir zaman sonra biz seyirci kaldık
Uyardıkça, derin uykuya daldık
Gelecek nesilden aydınlık çaldık
Hangi çabamızla sancak duracak?

Tiyatromuz durdu, gitmiyor kirtik
Curcunadan öte geçmiyor artık
Yamalık yetmiyor, büyüyor yırtık
Dil lal, dört açılan kulak duracak.

Altın Çağ’da kaldı yetkin oyunlar
Oyun yazarları etmek için kâr
Seyirci çekecek oyunlar yazar
Bu yüzden seyirci aksak duracak.

Kimi izleyemez çocuk derdine
Kimi yalnız izler, inmez derine
Hem herzeyle meşgul, oyun yerine
Zihinler verimsiz, kurak duracak.

Eski eleştirmen, seyirci de yok
Oyun yazarı az, kötüleyen çok
Kadrolu yazarın sırt pek, karın tok
Bizim tiyatrocu yamak duracak.

Tarihe karıştı meddah, Pişekar
Yabancı oyunu sattı hilekar
El oğlu yapıyor, ‘Taziye’miz var
Tiyatro bozacak,tuzak duracak.

Piyero sahnemde olmuş kolbaşı
Parçacı? Yaranma derdi, telaşı
Bizdeyse hâlâ yer kapma savaşı
Bu oyunla nasıl yüz pak duracak?

Batı tiyatrosu oldu egemen
Engel olamadı cılız direnmen
Yükselmek mi dersin garba benzemen
Ruhumuz müzede ancak duracak.

Kimi düşünüyor; oyun şahane
Kimine göre hep aynı terane
Bazısı abartıp diyor ‘bana ne’
Susarsanız kral çıplak duracak.

Şakşakçı ellere istemem uyun
Bir Kitap var açın biraz okuyun
Tanımlanmış iyi kurulu oyun
Kötü yıkılacak ve hak duracak

Yokluktan keçiye Çelebi dendi
Seyirci körleşti, görenler sindi
Usul, adap, erkan sahneden indi
Kitap seyirciden uzak duracak.

Sahnede epeydir tirad sürüyor
Kör noktada asıl oyun yürüyor
Toz pembe dördüncü duvar örüyor
Artık doğal haklar yasak duracak.

Çin tiyatrosu da artırdı tesir
Yakın, sahneleri alması esir
Seyirci kalırsan Çin’indir asır
Bütün değerlerin tutsak duracak.

Karşı oyun yazdı Muhammet İlyas
Sahnelendiğinde bitecek bu yas
Akıldan ve kalpten silinir pas
Tüm üstünler O’ndan alçak duracak.

Salonun dışında bir hayat var
Ne devşirirseniz Rûveyda’dan kâr
Geçer akçe yalnız kattığın şiar
Nasipsiz hüsrana ortak duracak.

 

Mülhim, Sf. 96-98

Yusuf ÖZCAN

 

Henüz Erken

‘Akşam oldu.’ deme, henüz çok erken,
Yüzünde beliren bu telaş neden?
Ömrümce kalsaydın, neydi acelen?
Gülecek ne kaldı sen olmayınca?

Ben kapıyı açtım, girdi içeri,
Kendime kızarım o günden beri,
Seni benden alan vermez mi geri
İsmin anmadığım gün olamayınca ?

Dilime pelesenk bu hazin fasıl.
Resmini yakmakla gider mi asıl?
Hiç olmadın desem unutsam nasıl?
Yarın olur mu hiç dün olmayınca?

 

Mülhim, Sf. 52

Yusuf ÖZCAN

 

Arâm-rüba

Karanlık örtmez suçumu
Güneş ısıtmaz içimi.
Ne dinlendirir geceler
Ne gündüzler abad eder.

Sabret diyorlar, özüm yok.
Yoluna çıksam, yüzüm yok.

Kendi küpüme zararım
Gölgemden ışık umarım.
Ele kalmadı midaram
Kesik dostlarla da aram.

Konuşsam, dosta sözüm yok.
Dert anlatırım, lüzum yok.

Mülhim, Sf. 51

Yusuf ÖZCAN

 

Methiye

Sözüme bir alem kulak kesilsin
Bir gözde kör eden ışığı gördüm.
Dayanmaz, dilemem gözler eksilsin
Görmek için nice kendimi yordum.

Dünyaya galebe çaldın Nagehan
Sen bir nur huzmesi, gayrin karartı.
Kimin fikri, böyle çetin imtihan
Bir kula yüklemek binlerce artı.

Seni üstün kılan huyun, edebin
Kızları Şuayb’ın sana benzerdi.
Methine harcanan kan mürekkebin
Yazdığı bin ilmi ihya ederdi.

Oluverdi şair kaç dilsiz, sağır
Bize güzel sözü sen ilham etin
Dut yemiş bülbüle döndü kaç şair
Aşık edip bizi, hem itham ettin.

Ümit vermedin hiç, haklısın evet
Seni görüp durmak, kabil mi, söyle?
Sevginin ardından gelir adavet,
Sana ilk vurulan Kabil mi, söyle?

Ümit versen zaten tılsım bozulur
Saklarsın bizlerden kendini her dem.
Sanmam cihan gezen dengini bulur
Kaç kulda bulunur sendeki erdem?

Şimdi bir perdenin ardındaki el
Seni bekliyorum, sussun yargılar.
Ölümümsen de gel, hayatsan da gel.
Özlemin yerine geçsin kargılar.

Mülhim, Sf. 160-161

Yusuf ÖZCAN

Korkutan Gerçek

Haberin gelince ‘yalandır’ dedim
Senin oralarda işin olmazdı
Hayır, gazeteler yalanı yazdı
‘Gerçek değil, hile falandır’ dedim

Çelişkili sözler duydum ilk başta
Umutla açtılar kesiği derin
Dedim ölü, diri hemen gösterin
Gitmek olur mu hiç, henüz genç yaşta

Kırk bir gün zehirdi günler , geceler
Yaşadımsa güçlü görünmek için
Elbet kolay değil yanarken için
Telefon çalınca zıt düşünceler

Birisi haberi verdi rahatça
‘Öldü’ Deyiverdi bir yabancı ses
Kaldım, alamadım bir süre nefes
Paramparça oldu içimde sırça

Yüzünü görene dek şüphe duydum
Rabbim, merhamet et bize bir kere
Senin yolun için çıktık sefere
Acın aynı, sanma zamana uydum

Eylül’ün on beşi karardığında
Sen öğrettin bana güçlü olmayı
Bir dost bıraktığı zaman dünyayı
Bırakanlar gibi Uhud dağında.

Mülhim, Sf. 153

Yusuf ÖZCAN

Letta  I

Kork, karanlığından cumbalı evin
Beliren sayeler seni arıyor.
Resmine bakan güçsüz bir devin
Yaşlarıdır onlar, sana varıyor.
Sen uyurken, onu uyutmaz cevin,
Ferdayı görmeden gün kararıyor.

 

Letta II

Kapat, ışıklarını cumbalı evin.
Rahatça yürüsün hayaletleri
Ben uyuya kaldım ,iyice sevin,
Sayarak geceye nedametleri.
Yokmuş geleceği ardı peşrevin
Fena vakti, sildim alametleri!

 

Mülhim, Sf. 165

Yusuf ÖZCAN

Bayram

Bana çiçeklerle geleceksin sen
Bursa dağlarından henüz derilmiş.
Ölü olsam durmam toprak altında
Karşında bulursun beni dirilmiş.

Bayram edeceğim seni görünce
Şahit olacak gök başka sevince
Yağmur gönderecek inceden ince
Kıskanacak bizi gören, sarılmış.

Mülhim, Sf. 124

Yusuf ÖZCAN

 

Susmalısın

Artık yazmayı kes sevdaya dair
Kendini bu aşka zorlayan sendin.
Hiç umut vermedi sana hiç bir gün
Işıksız, alevsiz parlayan sendin.

Selam da yükleme her uçan kuşa
Bütün çabaların beyhude, boşa
O suyu döktükçe sönen ateşe
İnada bindirip harlayan sendin.

Mülhim, Sf. 14

Yusuf ÖZCAN

Gece Düşünce

Duyduğum yalnızca çekirge sesi
Hummalı bekleyiş kimin eseri?
Mümkün müdür acep perdeyi yırtmak,
Hangi ses gösterir en çok tesiri?

Ne dokundu, ruhum acayiplendi,
Ses’ten başkası mı nasiplendi?
Kendininmiş sanıp da sahiplendi.
Nasıl bekliyordum, hazırdı yeri.

Bağdaş kurdu muzip mi muzip hâl,
Gizimi yüzeye taşıdı hamal.
Hülyanın dansı mı beni eden lâl,
Yoksa, duymak mı Ses gelirse beri?

 

22 Nisan 2013

Mülhim, Sf. 107

Yusuf ÖZCAN

 

Çah-ı Yusuf

Korktuğum oluyor, çökünce gece
Yanlış çıktığında kurduğum ‘bence’
Yakıyor zihnimi malum düşünce.
Ah, benimle olsan, yanımda baba,
Yardım etsen muhtaç anımda baba.

Örtmezsen, meydana çıkar açığım
Ne kadar büyüsem, senden küçüğüm
Belki bin oldun, ben hâlâ buçuğum
Erken kanatlandım, yuvamdan uçtum,
Kutup yıldızımdın tanımda baba.

Bilemez oldum ben, karşımda kim var
Güvenip çaldığım kapılar duvar
Bu hal sürerse Rab katından kovar.
Zamanım daraldı, beden yıprandı,
Çıkmayı istiyor canım da baba.

Al aşağı eder beni inadım
Terk eder, ruhumdan çıkar Kürşad’ım
Gel benim efendim, farzdır irşadım
Asıl korktuğumsa seni kınarlar,
Kanın akıyor ya kanımda baba.

Benden vazgeçersen, ihtilal olur
Kurduğumuz ülkü ham hayal olur
Ruhum tecrit olur, kalbim lal olur
Ne kalır geriye beni ben yapan,
Hâk ile yeksandır şanım da baba.

Gel çıkar, kuyuda ömrüm dolmasın
Senden koparılan gülün solmasın
Kuklacı başıma imam olmasın.
Yolumu yeniden, bana göstersen,
Sensin hakanım da, hanım da baba.

Mülhim, Sf. 155-156

Yusuf ÖZCAN

Çaka Bey

Korsanlar yapıyor kıyıya baskın
Bizans’tı onlara söyleyen ‘yakın!’
Taşındı denizde bir şanlı akın.

Ve Bizans denizde tarumar oldu
Kanlısı Papa’dan er umar oldu
Latin’i çağırmak tam kumar oldu

Çünkü bir yiğit Türk fena korkuttu
Kara zaten Türk’ün denizi tuttu
Adaları aldı Bizans’ı uttu

Kılıçarslan’la Bey ittifak kurdu
‘Küçülen Bizans da olsun Türk yurdu’
Denizden donanma, karadan ordu.

Komnenos da duydu elbet bu taksimi
Kılıçaslan Çaka Bey’in hısımı
Bizans oyunuyla oldu hasımı

Çaka Bey gidince, meydan Bizans’ın
Cesaretsiz idi Komnenos esasen
Haçlıyla başladı ancak mizansen.

Göremedi Sultan hiç rahat yüzü
Çiğneyince Bey’e verdiği sözü
Tarihin acıyla dolu bu cüzü.

Mülhim, Sf. 143

Yusuf ÖZCAN

 

Aklımdasın

Sular kararıyor yağmur şehrinde
Dilime düşünce sevgili adın.

Kimseye gitmedim, umudum sendin
Kabul etmesen de, öz yurdum sendin
Neyleyim adıma yok itimadın.

Bir yaradır kanar ayın şavkında,
Yolunu gözletir şehrin ufkunda,
Oysa sis şehrinde gönlün sükunda
Ömrüm bitse bile, bitmez inadın.

Aşkına çağırdı hep tuzakların
Fethine çıkmışken ben uzakların.
Sebebi zulmünken düşen akların
Yüklediği vebalden kolaysa arın
Kapında can veren bunca abadın.

Ekim 2012

Mülhim, Sf. 26

Yusuf ÖZCAN

Bursa Gibisin

Saçınızın rengi kestanesinden,
Yüzünüzü sarmış koruyor gibi.
Gözünüz buğulu bir tepesinden,
Akmaya hazır yaş duruyor gibi.

Bursa’yı görürüm bakınca size,
Ben ondayım ama, o benim değil.

Yağmuruna benzer hep telaşeniz,
Sarıverir sizi baştan ayağa,
Göğü aydınlanır siz bir gülseniz,
Kaybolur aniden suni dağdağa.

Bursa’yı görürüm bakınca size,
Ben ondayım ama, o benim değil.

#Mülhim sf.83

Yusuf ÖZCAN

Özür Şiiri

Ruhum gördü O’nu ‘bela’ vaktinde
Yolunuza çıktım özür dilerim.
Belki beklediğim sizsiniz diye
Biraz uzun baktım özür dilerim.

Yanlış istihbarat geldi öteden
Narinliğiniz de oldu bir neden
Rahatsız ettimse hiç istemeden
Azalmıştı vaktim özür dilerim.

Ruhum yara aldı olmadı teskin
Bu sebepten oldum ben mütemeskin
Bir duyguyu içtim, şaraptan keskin
Biraz geç ayıktım özür dilerim.

Mülhim, Sf. 79

Yusuf ÖZCAN

 

Tutulma

Sürüme yanına, tutup elimden
Karanlığıma ‘sen’ gelme istemem
‘Aşk’ dediğin bir kez yaşanır ancak
Riyadır gerisi, gülme istemem.

Bir şehir görürsün ot kubbesinde
Üzer seni yazan kitabesinde
Kimse olmayacak mertebesinde
Kendini yarışta bulma istemem.

Bu şehir değişir yalnız ‘ol’ desin
Bülbül candan geçer O ‘al gül’ desin
Duramam yerimde hele ‘gel’ desin
Sen de böyle metruk kalma istemem

Duyacaksın elbet dilde yadını
Rüzgarlar belledi benden adını
Böyle aşk doldurmaz hiç miadını
Yıpratıp ahımı alma istemem

Çıldırırsın yollar O maha çıkar
Anısına değme günaha çıkar
Küsuf vakti şimdi siyaha çıkar
Ateşte İbrahim olma istemem

Canımı yakıyor ısrarlı sesin
Mahvolursun sen de, biter nefesin
Anahtarı onda açılmaz kesin
Boşuna kapımı çalma istemem.

Mülhim, Sf. 78

Yusuf ÖZCAN

Baba Düşünce

Cellat, senin değerini bilmezler
Sen sadece adaleti sağlarsın
Kati hükmü sonucuna bağlarsın
Kütüğüne başlar boşa gelmezler.

Vazifesi almak ıslah olmayanı
Vahim hata işlemese kulları
Bu yükü hiç taşır mıydı kolları
Kötü müdür ferahlatır mekanı.

Baba vardır; evladını hazırlar
Ve meyvesi üstün olur kendinden.
Baba vardır; bir de çalar şevkinden
Doğru yapan evladını azarlar.

Kalksın engel oluyorsa çerağa
Belki oğlu çıktığında gölgeden
Bir can olur hayranlığı hak eden
Zalim baba varsın dönsün toprağa.

Hata ile kutlu başlar eksilse,
Kışı ölüm sanır aklı fakirler.
Filizlenir er geç doğru fikirler
Sürgün verir yine başı kesilse.

 

Mülhim, Sf. 152

Yusuf ÖZCAN

 

Yavuz Hırsız

Kimi ‘pes etti’ der, kimi ‘kaçtı’ der
Bir el hak ettiğim o yeri çaldı.
Yığınla emeğe sırt döner miydim?
Kanımla yazdığım eseri çaldı.

Neyim varsa söktü aldı elimden
Üsten damı, alttan hasırı çaldı.
Tuttu el yakamdan dışarı attı
Size ne diyorum, küsuru çaldı.

En aşağılara beni düşürdü
Başımı koyduğum tek piri çaldı.
Kötüledi eli neye değdiyse
Kendine has etti, tekbiri çaldı.

Hem de aşk masalı süsünü verdi
Kendime bile sır bir sırrı çaldı.
Bunca yıl gizleyen, yine gizlerdi
İlmek ilmek ördüm, kaderi çaldı.

Halt edip yer verdim, canıma yakın
Bir sözle en kavi hançeri çaldı.
Hislerimi yağma edip beslendi
Sevincime maya kederi çaldı.

Tehditler savurdu karşıma geçip
Çıkar, benden akıttığım kan teri çaldı.
Biraz ondan biraz bundan aşırdı
Kendi kazanmadı ekseri çaldı.

Mülhim, Sf. 8

Yusuf ÖZCAN

Takip

Dünya küçük, benden kaçma istersen
Gittiğin her yerde güneş ben varım.
Geceye sığınmak kurtuluş sanma
Yine üzerinde mahveş ben varım.

Yok benim hızımda henüz bir icat
Anla artık benden imkansız ricat
Boşuna kimseden dileme necat
Direnme, gerçekle yüzleş; ben varım.

Aklına getirme öte tarafı.
Hatırla, nasıl ki fethettim Kaf’ı
Cennete sızarım deler arafı
Tamuda kükreyen ateş ben varım.

Mülhim, Sf. 155

Yusuf ÖZCAN

Canbaz

Böyle birdenbire gitmek de varmış,
Ölüm denen nesne ikazsız komşu.
Kurtuluş mu yoksa daha mı vahim ?
Hayatı baharsız ve yazsız komşu.

Dilin ayarsızdı sözlerin kemdi,
Fakirlik kanını emdi de emdi,
Dünyada tek derdin ineğe yemdi,
Nasıl böyle gittin, hiç nazsız, komşu?

Büyük oğlun senin yerini aldı,
Umma ki ardından Fatiha saldı,
Altı çocuğun da arkada kaldı,
Göçüp gitseydin ya enkazsız, komşu.

Ne aldılar senden bir parça ilim,
Ne biraz terbiye, ne aklı selim,
Düşündün galiba ‘gelmez ecelim’
Uçmağa mı vardın namazsız komşu?

İneği sattılar olasın aydın
Karın maaş aldı düşünce kaydın
Sigaran kesindi ah, sen olsaydın!
Ahvali anlattım mecazsız, komşu

Mülhim, Sf. 80

Yusuf ÖZCAN

Ya Sonra

Yalnız sana mı güneş var?
Bendeki neyin gölgesi?
Şimdilik sende dem bahar
Sonrası yaz, ya ertesi ?

Mülhim, Sf. 17

Yusuf ÖZCAN

 

BpJolhbIEAI3Er3

Benim Yolum

Yol’ değil bizi ayıran
‘Sen’ ve ‘ben’ farklı yönlere yol alan.

Uzun olan ‘yol’ değil
Gece ve sis ‘yol’u uzun gösteren
‘Yol’ değil ayaklarımıza su toplatan
Kendi ağırlığımız ağrıtan.

‘Yol’da otlar bitmişse
‘Yol’ değil suçlu, ‘yol’da yürümeyi bırakanlar
Hem çukur olmuşsa her yani
Suçlu ‘Yol’da yürümesini bilmeyen yolcular.

‘Yol’ değil tehlikeli olan
Kenarındaki eşkıyalaşmış bizler.

‘Yol’ değil sağa sola sapan
Sağa sola yol açanlar
‘Yol’ kimseyi sürüklemez
Adımlarımız uçuruma da zirveye de götüren.

‘Yol’ değil bizi ayıran, inan
‘Sen’ ve ‘ben’ farklı yönlere yol alan.

Mülhim, Sf. 62

Yusuf ÖZCAN

 

Yeşil Mavi

Mutluluğa yeter yeşil ve mavi
Ova, vadi, deniz çağırır beni
Derenin çığlığı alır dünyadan
Başındaki ceviz çağırır beni.

Kapılır suyuna dağa yaklaşan
Ne görür acaba tepeyi aşan
Bekleyen çiçek, belki küs tavşan
Ardında duran giz çağırır beni

Baharda başkadır, toprak uyanır
Gördüğüm kokudan merak uyanır
Yeşil gülüşüyle yaprak uyanır
Salyangozdan bir iz çağırır beni

Kah bir seher vakti ispinoz kuşu
Kah kartalın ava pençe vuruşu
Yüce zirvelere tüneyen huşu
Bilinmeyen dehliz çağırır beni

Dereler coşunca olmadan duru
Aslandan, ceylandan doğunca yavru
Kırmızı böğürtlen bulunca moru
Güzlek veren filiz çağırır beni

Sadece ormanda doyuyorum ben
Arasında halkın uyuyorum ben
Siz duymasanız da duyuyorum ben
Gizli veya bariz çağırır beni

Her şehrin koynunda ayrı bir gömü
Dedi ‘gez, tat, keşfet ve gör mührümü’
Bunca güzelliğe sundum şükrümü
Bir gün de Rabbimiz çağırır beni.

 

Mülhim, Sf. 166-167

Yusuf ÖZCAN

 

Itırlı

Duydum başkasına meylettiğini,
Od sönünce er geç duman geçiyor.
Bunun olacağı baştan belliydi,
Belki de haklısın, zaman geçiyor.

Yine de diviti hokkaya batır,
Kalbim hızlanıyor yazsan bir satır,
Telvesi duruyor, bitti mi hatır?
Hayalimden hâlâ siman geçiyor.

Sözünü dinlesem, saklasam kat kat
Eriyecek, er geç saklı hakikat
Zaman usul usul etmede sirkat
Amel edilmeyen iman geçiyor.

Öyle deme, nasıl etmeyim merak
Korku denen illet iblise çırak
Bir habere mâni olmasın firak
Duysam sağlığını derman geçiyor.

 

Mülhim, Sf. 88

Yusuf ÖZCAN

 

Akşam Güneşi

Hünkar Köşkü’ndeyim, Bursa’ya nazır
Seni hatırlattı akşam güneşi
Sen gittin gideli görmedim huzur
Yarayı kanattı akşam güneşi

Şimdi hangi ilde ve ne haldesin
Aylar geçti henüz gelmedi sesin
Gitmeden hayrına yerini desin
Sessiz, sensiz battı akşam güneşi.

Gece de şehrin hoş, hoş olmasına
Tat almam gireli beri yasına
Dudağım değince şerbet tasına
Çalgap zehri kattı akşam güneşi

Birisi sizinki uzak evlerin
Bilirdim birleşse benle kaderin
Bir atımlık canım kalmıştı Berin
O kurşunu attı akşam güneşi

Mülhim, Sf. 133

Yusuf ÖZCAN

 

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑